Sempati Mobilya

KOKULARIMIZ!

Hayatın içinde kimi zaman bizi ziyaret edip yok olan, kimi zamanda bizlerde derin izler bırakan kokular vardır bilir misin? Benimki de soru, kesin bilirsin. Herkesin unutamadığı kokuları mutlaka var, yok diyene inanmam ve hatta bence şu saniye düşünmeye bile başladınız “unutamam” dediğiniz kokuları değil mi? Durun biraz yardımcı olayım size…

Hemen ilk akla gelen o sevdiğinizin kokusu olsun hadi, en klişe ama en unutulamayandır. Nerde olsa bilirsiniz, hatta az önce olduğunuz yerden geçmişse kesin bilirsiniz ve gözünüzü kapattığınızda sanki yanınızda size sarılıyormuşçasına hissedersin kokusunu sevdiğinizin…

Yine en bilinenlerden “anne kokusu” vardı, şimdi bunu her türlü yerde hissetmek mümkün. Kendimden örnek vereyim; ne zaman sütlaç kokusu alsam veya yesem burnumun direği sızlardı (o dönemlerde annem Sydney`de ben ise tabi İstanbul`da), ben uzun senelerdir ailemden ayrı şehirlerde/ülkelerde yaşadım ve bu durum tabi koku duyumu inanılmaz arttırdı. Sütlaç konusuna gelince, henüz ocaktan yeni alınmış olarak severim, benim güzel annemin ise İstanbul – Sydney arası koca 1 günlük yolculuğumun saatlerini hesap edip kapıdan içeri adım atığım anda tencereyi ocaktan yeni indirdiğini bilirim, o da belki çocuğunun kokusunu almıştır kilometrelerce uzaktan kim bilir? Bu anlar en “benim” diyeni bile ağlatabilecek anlardır, o yüzden her birini öyle bir saklayın ki her kokuda aklınıza düşsün.

 

Mesela okaliptüs ağacının kokusu bir başkadır! Türkiye`de pek yoktur ama Avustralya`nın vazgeçilmezidir. Sydney`de ilk yaşadığımız sokağımızda boydan boya bu ağaçlardan vardı, şimdi anlatırken bile adeta kokusunu hissettim. Okaliptüs bana çocukluğumu hatırlatır, ailemle bir arada olduğumuz o kısa dönemi ve bambaşka bir ülkede hasretle yoğrulurken başka yaşantılara alışmaya çalıştığımız yıllarımı hatırlatır. Zor ama anlamlı yıllardı…

 

Bu kadar mı? Tabi ki değil, tonlarca var. Kim bilir sizlerde neler çıktı, merak ettim doğrusu. Durun bir tane daha var anlatmadan edemeyeceğim. Lise dönemlerim Ankara`da geçti benim ve o dönemlere ait bir liselinin en kaliteli parfümü Caldion`du diyebilirim (biraz reklam oldu ama söylemeliydim), yıllar sonra yurduma dönünce bir mağazada gördüm (ambalaj aynı, renk aynı) ve bir anda öylece durup ağlamak istediğimi bilirim (öyle sulu gözlü de değilimdir, belki gurbetçilerin taşıdığı bir hassasiyet bu bilemem) ve anında film şeridi kıvamında lise dönemlerim, yaratıcılığın zirve yaptığı kopya çekişlerimiz, ilk aşklar, ilk kalp çarpıntıları neler neler geldi aklıma… Birkaç sene önce ise sevdiğim bir arkadaşım bizzat üretiminin yapıldığı şirkete yönetici olarak işe başladı ve bana tutup getirdiği ilk şey ise Caldion deodorant oldu…

 

Tamam, bu son Sevgili Dostlar! Yıllar sonra Türkiye`ye dönünce “mahalle” kavramının azaldığını görüp pek bir üzülmüştüm, “şıpsevdi” sakızlarımızı alabileceğimiz minik bakkallar neredeyse tarihe karışmış ve yerini bugünkü market zincirlerine bırakmıştı. Bugün ise yaşadığım yer bir “mahalle”, birkaç senelik site hayatımdan sonra son iki senedir ilk kez bir mahallede yaşıyorum. Mesela hafta sonları ekmeğimi Hasan ustadan alıyorum ve buram buram fırın kokusu yanı sıra sohbetlerimizdeki içtenlik paha biçilmez, oradan çıkıp köşedeki bakkalla gidiyorum. O market zincirleri halt yemiş, bakkala daha adımımı attığım ilk an güler yüzle karşılanıyorum ve içerde bir yerlere asılı sucuk kokusu bile bir farklı geliyor bana (-ki normalde hiç sevmem), dahası komşularınla o 25 metrekarelik alanda tanışıp ülke gündemini ayaküstü konuşmak ise başka bir şey…

 

Tüm bu güzel hatırlanmışlıkların sonunda bir şey daha eklemeliyim, hayatımızda yer etmiş bazı kokuların bu kadar güzellikle dolu olmadığı da bir gerçek!

 

Belki biz bilmeyiz ama kimisi ölümün kokusunu çok iyi bilir, çünkü yanında patlayan bombalar ve silahlar vardır. Tozun toprağa karıştığı anlarda kayboluşları vardır ve ne yazık ki bu karmaşada gözümde canlanan ise kaçıp kurtulmaya çalışan bir çocuk…

 

Kimisi ise haksızlığın kokusunu çeker içine her gün, çünkü dünyamızda sırf hakkını aramak için başlattığı mücadelesinde suyuna limon ve en baskın bitkilerden biri olan naneyi karıştırıp dört duvar arasında hayatta kalmaya çalışanlar var! Nane kimilerine cacık veya annenizin bahçesinden taze taze koparıp yaptığı mis gibi salatayı hatırlatırken Nuriye ve Semih`e mücadelesini, onurlu duruşunu ve tüm haksızlıklara rağmen hala gözlerinin içi gülerek hayata umutla bakmayı hatırlatacak… Nuriye ve Semih kim mi? onlar nane yaprağındaki o kokuya anlam katan gençlerden sadece ikisi…

Tüm kokularına rağmen yine de sonsuz sevebildiğim bu şehirden sevgiler…

Yorum