YALAN MI? ALAYIMIZ ÇOCUKTUK!

Halbuki onlarda dün çocuktular. Ama bu gün çoğu büyüdü hatta birçoğu aramızda değil bile…

Çocuktum… Sonra kafamdan 80'li yıllarda kimler vardı diye düşündüm? Ben 67 doğumluyum daha küçükler belki hatırlamaz. Tek kanallı televizyonların olduğu dönemde kimler vardı? Mesela Coşkun Evcim vardı. Bizim için önemli biriydi, dans ederdi ama sokaklarda bizde onunla dans ederdik.

Ankaralıydı Coşkun abi ve rahmetli ile benden büyük olsa da bir çok yerde hayatlarımız kesişti. Hatta büyük abimiz Osman Yağmurdereli ile de çok iyi arkadaşlardı, bazen yanlarına çağrırlardı bizleri. Tunalı, Arjantin cad. - Osmanpaşa geceleri ve muhabbetleri hemen hemen herkesin dilindeydi.

26 yaşında öldü Coşkun, iyi bir ailenin çocuğu idi çok içerdi, hangimiz içmiyorduk ki… Ölmeden önce hastanede ağzından dökülen son sözcükler ise hepimizin yüreğine kazındı. İçimiz dağlandı…
“sağlığında bilmezler kadrini, ölünce mermerden yaparlar kabrini”

Genç yaşta rahmetli oldu Coşkun Sonra onun yeğeni  lastik kız Yasemin Evcim ?
Çiçek Abbas'tan hatırlayanınız varsa Pembe mutlu vardı ona ne oldu? Şimdi nerde… Sonra bu düşüncelerim daha da büyüdü büyüdü...
Adile Naşit'in "uykudan önce" programı geldi aklıma saat 8'de izleyip yatağa öyle giderdi kardeşim.
Cenk Koray'ın --kutunuzu açıyorum yarışma programı belki de televizyonda yarışma anlamında ilk izlediğimiz programdı. 80'li yılların sonlarına doğru Levis 501 kot çılgınlığı...Dallas'ta herkesin gözü çıksın diye beddua ettiği Ceyar..
Yaa acaba böyle bir arabam olsa neler yaparım dediğimiz "kara şimşek Kit"... Ömürde böyle çile çektiği görülmeyen "Köle İsaura"...

Okul defterlerimizi süsleyen Modern Talking , Samantha Fox ,George Michael,Duran Duran ... bir reklam daha geldi şimdi aklıma Lee Cooper reklamı ..Uvaaa Uvaaa...diye bağıran bir grup.

Okul kantininden yada bakkaldan aldığımız leblebi tozu ne garipti; yada içinden karikatür çıkan sakızlar.. Ha birde Mabel en favori olanı oydu benim için .. Zaman su gibi akıp geçiyor belli mi olur belki yıllar sonra bir bakmışım yıl 2027'yi yazıyor olurum...

Geçtiğimiz gün bayramdı ve saydıklarımın çoğu da  çocuktu, bizlerde…

25 yıl önce Dünyanın bayram yüzü görmemiş, hiç bayramları olmamış, bir çocuk bayramı hayalleri bile olmayan çocuklarını Türkiye’ye getirmeye vesile olan, dünyanın bütün çocuklarını bir araya getiren bayramlaştıran, kucaklaştıran bir günü kendi elimizle sonunda kuşa döndürdük!…

Ya Şimdi? Çocuklardan kim sorumlu?

Bunun adına yalnızlaştırma, yalnız bırakılma, Çocukların bayram kutlama sevinçlerini, coşkularını, heyecanlarını ve hayallerini ellerinden almak, demezlerde ne derler?
Atatürk, bundan 94 yıl önce, 1922’de Bursa’da çocuklara şöyle seslenmişti;
Küçük hanımlar, küçük beyler…
Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız.
Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz.
Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.
Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
23 Nisan Çocuk Bayramı olarak 1935 yılında kabul edilmişti. Çocukların makamlara sembolik olarak oturma seremonisini ise 1933 yılında yine Atatürk başlatmıştı. Bizler için bugün 23 Nisan, ama neşe dolamıyor insan dediğimiz hüzünlü bir gün.
 

Bayram bitti… Ertesi gün gazetelerde okuduk
Onlar da çocuk

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Türkiye genelinde renkli görüntülere sahne olurken; savaştan kaçarak, yakınlarını, evlerini, okullarını terk eden mülteci çocuklar gittikçe derinleşen sorunlarla boğuşuyor  birçok çocuk bayramdan habersiz ekmek parası için çalışmaya devam ediyor.
Son dönemlerde Yaşları 6-14 arasında değişen çocuk işçiler 50 liradan 75 liraya kadar değişen haftalık ücret için çeşitli işlerde çalışarak ailelerine katkı sağlamaya çalışıy
Savaşın en çok yaraladığı kesim olan sığınmacı çocuklar, okul çağına geldikleri halde ders zilini duyamıyor, kayıt dışı olarak düşük ücretlerle saatlerce çalıştırılıyor veya erken yaşta evlendiriliyor. Öte yandan göç edilen yerlerdeki kişi ve kurumların tavırları da çocukların yaşadığı savaş travması sonrasında stres bozukluğu oluşumunu etkileyen önemli etmenlerden biri.
Diğer bir haber…

Ailelerinin geçimine katkı sağlamak ve harçlıklarını çıkarmak için çalışan çocuklar ayakkabı boyayıp, mendil sattı.
Şehit Gürhan Ortaokulunda okuyan 6 sınıf öğrencisi 12 yaşındaki Sedat Öztürk, 'Evin en büyüğü benim. Benim öğrencilik dışındaki mesleğim ayakkabı boyacılığıdır. Mesleğimi de seviyorum ama 23 Nisan'ı da çok seviyorum. Bugün 23 Nisan'ı kutlamaya gitmeyi çok isterdim. Benim sınıf arkadaşlarım gitti. Ama ben gidemedim. Çünkü eve ekmek parası götürmek için mecburen çarşıya çıkıp ayakkabı boyuyorum' dedi.
Bizim çocukluğumuzdan bu günlere aslında duygular bile değişti. Bak yazarlara, öğretmenlere, daha burada sayamadığımı nice meslek grubuna ve hatta şu köşe yazarlarına bak!
Artık duygu dünyası da değişti. Bazı şeyler çok kolay elde edilir hale geldi. Kolay elde edilen şeylerin kıymeti olmaz. Bundan sonra kolay kolay ne bizim gibi yazanlar gelir ne de kalkıp bizi okuyan sizin gibi deliler olur…

Çünkü o zamanın, o ortamın içinde yoğrulmuş insanlardık biz. Bugün bilgisayarla, internetle yoğrulan insanın duygusundan fazla bir şey bekleyemezsin. Beklemeyin de zaten…

Çocuk dedik ya bayram dedik ya…
Ali Tekintüre ismi pek çoğunuz için bir anlam ifade etmeyebilir ama damar değil atardamar şarkıların sözlerinin yazarı, arabesk müziğinin isimsiz kahramanıdır. Bakın evlat şiirinde ne diyor Ali abi;

Bugün batarsa güneş,  Yarın yeniden doğar,  Her gecenin sonunda,  Bir sabah vardır evlat,
Sakla umutlarını, Yıkılıp kalma sakın,  Ümitsiz ve gayesiz,  Yaşamak zordur evlat,
Sev bütün insanları, Say bütün insanları,  Kin gütme, unut gitsin,  Geçmişte olanları,
Dürüst ol, insancıl ol, Düşün öbür dünyayı,  Bir karıncayı bile, İncitme sakın evlat,
Geçmişten geleceğe, Yaratılmış ne varsa,  Unutma ki hepsinin,  Bir sahibi var evlat,
Kul kaderini yaşar,  Bahtına ne çıkarsa,  Düşmez, kalkmaz bir Allah,  Unutma sakın evlat,

     
Dün ve geçmişte hatta gelecekte çocuk olacak tüm çocuklara sesleniyoruz.  Akıllı olun!

Aslan, Koyun, Kurt ve Tilki

Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin kokup kokmadığını sorar.
Eve, diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve koyunu oracıkta parçalar.
Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar.
Hayır, diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.
Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar. Tilkinin yanıtı şöyle olur;
- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor.

Dersimiz: Akıllı kişi tehlikeli durumlarda konuşmaz. Senin ve benim gibi sadece yazar

Muhabbetiniz Müebbet olsun…

Yorum