Gitmenin Ağırlığı!

Değerli Dostlar hangisi zor acaba, gitmek mi kalmak mı? Sizlere bugünkü cevabım "gitmek" olacak zira bazen kalmakta zor olabiliyor ama bugün de böyle olsun!

3 gün önce yokuşun başına geldim ve Bodrum'u gördüm ve de aynen Cevat Şair yanı namı değer Halikarnas Balıkçısının satırlarındaki gibi "sanma ki geldiğin gibi gideceksin ...' sözlerinin haklılığı bir kez daha kendini gösterdi. Ben ise "aklımı" Bodrum'da bırakıp gideceğim az sonra (üstün zekâlı cihazınızdan Halikarnas Balıkçısının bu sözlerini bulup okumalısın). Sizlere mutlaka Bodrum aşkımı daha önce satır aralarında anlatmışımdır, hatta yazılarım bile olmuştur bu büyülü şehre dair, çünkü bir başkadır bu şehirde nefes alması... Ve bir başkadır burada gökyüzünün sana gösterdiği yüzü!

Herkesin “huzurda” aradığı şeyler elbet farklılaşır, hatta bunu bizzat insanın kendisi yaratmalıdır. Ben sizlere bana huzur veren pek çok etken sayabilirim ama bu şehrin bendeki etkisi gerçekten bir başka! Mesela bir şehrin ışıklarını, içinde olduğunuz uçağın minicik penceresinden görünce kalbinizin sesini duyduğunuz oldu mu? Vallahi oluyor, ben duydum...

Bu şehrin ilk defa sakin bir dönemine denk getirip, uzunca vakit geçirdim. Her hali güzel ama bu halini daha çok sevdim sanki; dalga seslerini içime çektim, rüzgarında üşüdüm hatta dondum bile diyebilirim ama bilin ki keyifle dondum ve de en güzeli güneşi yağmur damlalarıyla birlikte selamladım... Tek derdim denize girmek sonra akşam planlar yapmak değildi bu sefer, yani adeta şehrin bir parçası olmuştum, kotumu-montumu giyip elime de kahvemi alıp Bodrum Marina boyunca yürüdüm ve biliyor musunuz Bodrum sokaklarında ilk defa kendi kendime geziyordum, onca senedir gelir giderim ama hiç kendimce gezeyim dememişim? Sokak aralarında anılarımı tazeledim; kimi zaman kahkahaları içime atarak gülümsedim ve kimi zaman gözyaşlarımı içime akıtarak kalbimde bir sancıyla ve de ağır adımlarımla geçtim bazı sokaklardan... Farkında olmadan ne çok dost ve anı katmışım aslında hayatıma!

Şimdi kaldırıp kafamı bir baktım etrafıma(Milas Havaalanı)ve bir sürü insan uçuş saatini bekliyor benim gibi, hepsi de bu şehri arkasında bırakacaklar, bence çoğu benim gibi pek de gönüllü değil dönmeye (Ya da ben öyle anlamak istiyorum, herkesin kalbinde aynı Bodrum sevgisi olduğunu düşünerek). İnanın çoğu insan buradan ayrılırken kafasında irili ufaklı bir proje ile dönüyor evine, kimisi kafe açıyor, kimisi iş kuruyor, kimisi balıkçılık kimisi de takı yapıp satarım diyor ama sonra hayatın ta kendisine dalınca bir sonraki ziyarete kadar tüm planlar bir kenara bırakılıyor. Ben ise bırakmayıp bunu gerçekleştiren herkesi tebrik ediyorum çünkü sanırım hayatın kendisi tamda bu olmalı, bir kere yaşama hakkın varsa onu da hakkıyla yapmalı insan! Tüm yapabilmiş olanlara selam olsun!

Bu seferki gelişimde çok değerli dostlarımın organize ettikleri etkinliklerine denk geldim, "Tr-Extreme off Road Racing", ne ararsan var motor, UTV ve ATV! Televizyonda görsem kanalı değiştiririm ama ben en öne geçip bir oturdum ve neredeyse hiç ara vermeden pür dikkat saatlerce izledim yarışları, etrafımdakiler (ben dahil) hayretler içinde kaldık. İçimdeki motorcu kız bir anda ortaya çıkıverdi, öyle bir kaptırmışım ki kendimi yüzüm-gözüm yanmış güneşte farkında olmadan! Aynı etkinlikte  daha güzel bir şey oldu, bir süredir yazılarım Avustralya ile eş zamanlı Bodrum'daki dostlarımla da buluşuyor ve bu etkinlik vesilesiyle www.bodrumageldik.com yayın ekibiyle de tanışmış oldum, nasıl değerli insanlar! Bu arada benim yazılarım bir yana, tatile geleceğiniz zaman bu linki kullanabileceğiniz çok faydalı bir rehber gibi düşünebilirsiniz, her türlü bilgiye ulaşmanız mümkün.

Arkadaşlar Bodrum böyle iki cümlede anlatılmaz, yaşanır!

Gelmelisin, görmelisin ve yaşamalısın!

Şimdi boarding zamanı, ben kaçar!

Yorum