BİR ŞİİR USTASI

KARYALI BİR ŞİİR USTASI: AYHAN ÇIKIN Prof. Dr. Ayhan Çıkın, benim için yalnızca bir bilim adamı ve şair değil, aynı zamanda örneğim olan bir ağabeydir Her şair, biraz da kendini yazar. Bu yüzden her şair, aynı zamanda kendi coğrafyasının sanatçısıdır. Bu, Ayhan Çıkın için de geçerlidir. Yazıma “Karyalı Bir Şiir Ustası” başlığı koymamın gerekçesi de budur. Çünkü onun şiirinin ana damarlarından biri çocukluğunun geçtiği Cazkırlar, Bencik ve Stratonikeia’dan başlayarak tüm Karya doğası ve insanıdır. Ayhan Çıkın’ın şiirini okurken bazen, “Çatalçam’dan/menteşelerin/ On dördünde bir güzel gelir oturur sularına sarnıcımın.” Çoban dizeleriyle Bencik Dağlarında çıra benizli bir güzelin peşine düşer; bazen, “mart sabahlarında tedirginleşir/yaylımında sürüler/ mavi bir tüldür gökçiçekler mayısta nerede yere basan çarıklarımın son derisi? ayaklarım sevişir kuru ve dikenli toprakla veeeyy!..keçilerim veheeeyyy!..hahhh!.hahh!..” Çoban diye diye baharı keçi çobanlarıyla karşılar; bazen de “Uğuldar anılar geçmişin sessizliğinde Bir yakamozdur gecelerde Bencik Çayı Yatar binlerce yıldır tarihin koynunda Rengarenk bir aşkla seyret Stratonikya’yı” Bir Dağ Köyünde Serenat dizelerinde olduğu gibi Bencik Çayı’nın şırıltılarından, aşkın kenti Stratonikeia’ya uzanır, Karya insanını var eden sevginin, hoşgörünün ve vefanın sırlarını kavramaya çalışırsınız. Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinde “İnsan yaşadığı yere benzer” demesi önemli bir saptamadır. Dahası, kişilik hamurunun karıldığı bir coğrafyayı yazmak, sanatçı için bir borç ödemedir. Sanatçı, ürettiği eserle, tarihe bir çentik atar. O coğrafya belleklere, o haliyle kazınır. Yüzyıllar geçse de aradan o çentik yerinde kalır. O çentiği gören tarihinden daha tutarlı ders alır, coğrafyasına daha bilinçli sahip çıkar. Bu bakımdan; “Bir Promete’yim yirminci yüzyılda Zincire vurulmuşum Ekmeğimle, işimle Bir Promete’yim En büyük fırtınalara gebe.” diyen Ayhan Çıkın’ın şiiri, hoyratça talan edilen bu topraklar için çok daha anlamlıdır. Ayhan Çıkın’ın şirinin bir başka coğrafyası İzmir, daha dar anlamda Bornova ve Nif’tir. O coğrafyada ölümün eşiğinden döndüğü acıların ve sevinçlerin en yoğunlarını yaşadığı Bornova ve adeta sığınağı olarak algılayabileceğimiz Nif, Akkaya vardır. O, Nif’in kiraz bahçelerinde, “Ben Nif dağlarında Akkaya’nın, Ayhan’ın bahçesinde bir kiraz ağacı Bahar gelince coşarım Giyerim çiçeklerimden bir tacı.” Kiraz Ağacı diyen bir kiraz ağacıyla mutluluğu yakalayıp çocukluğundan çok da rahat bir yaşam sürebilir. Ne var ki Ayhan Çıkın’ın kendisi de “Işığı Beyninde Taşıyanlar”dan biridir: “Milas’la İzmir’in arası Her yanım sonbahar sarısı” Sodra olsa da bilim adamı cübbesini giyer ve hizmet için 2006’da doğup büyüdüğü topraklara döner. İyi de eder. Çünkü bu dönemde şiir verimliliği artar ve Sodra, Muğla’ya Özlem, Bafa Gölü, Güle Güle Nail Çakırhan için, Zeytinci Hurşit gibi onlarca şiir yazar. Ayhan Çıkın, insanoğlunun doğada yaptığı katliamlar karşısında duyarlıdır: “Son tilkiyi de zehirledi kürk avcıları Bir kartal kanadıyla gün batımlarında Dağlardayım” Mevsimler Doğa korunması gereken bilgedir. Onun zorluklarından da öğreneceğimiz çok önemli bilgiler vardır: Benim vahşi çocukluğumu Dağların vahşi kayalıkları törpüledi Kekliklerin yazdığı aşk türkülerini Çalıkuşları söyledi koyaklarda Söz Mehmet güler “Yöreyi yazmak bir bakıma ödeşmedir. Hem de sanatsal bir ödeşmedir.” der. Sanatçı ürettikleriyle coğrafyasının kılcal damarlarına girer. Orayı sanat eserine dönüştürerek, adeta yeniden var eder. Yukarıda da değinmeye çalıştığımız gibi o, toprağa bağlı bir şairdir. O toprakla uğraşmanın, insanı iyileştirdiğine inanır. Ömrünün 30 yılını geçirdiği Akkaya’daki bahçesini ve evini kendisinden daha iyi bakabileceğine inandığı birine 2013 Nisan’ında devreder: “Akkaya’da yalnız bir ev Korkuluk gibi duruyor Nif Dağı’nda Kızılca kasabasından esen yel N’olur geçerken evimi sev” Yalnız Ev dizeleri çok önceleri yazılmış olsa da sanki evinin yeni sahiplerime bir mesaj gibidir. Ayhan Çıkın’ın şiirlerinin birkaç kırılma noktası vardır. Bunun ilki, oğlu Tuğhan’ı yitirdiği 1971, diğeri kalp naklini yaşadığı 2000 yılıdır. Zaman Çiçeği 2000 ve Ortak Kalpler Türküsü 2005 kitaplarında bu savı en iyi yansıtan şiirlerle yüklüdür. Ayhan Çıkın, 2000 yılında ölümün ucundan genç Cem Canbay’ın kalbiyle dönmüştür. Başkasının kalbiyle yaşamanın bir şairi etkilememesi düşünülebilir mi hiç? “Ortak Kalpler Türküsü” işte o vefanın kitabıdır. Orada doktorundan hemşiresine, kendisine yeni bir hayat veren tüm sağlık çalışanlarına vefasını anlatırken, kalbini taşıdığı Cem Canbay için çok daha karmaşık duygular içindedir. Yaşamak güzeldir; ama Cem’i kalbiyle yaşatsa da bu şair için yeterli değildir: “İşte bıraktın yalnızlığını, öfkeni, sevdalarını Hades’ler seni bekliyor diye korkma Sen de beklenen birisin melekler katında Kendini beklemelisin, beni beklemelisin Çık yeryüzüne, çiçek ol saksılarda, kırlarda Herkesin; ama illa ki ikimizin yüreği ile Sevdalanmalısın yeniden yaşamlara Delikanlım Nasıl bestelesem şiirini senin.” Ortak Kalpler Türküsü Ayhan Çıkın’ın şiirinde vefa duygusunun çok önemli bir yeri vardır. Bu vefa duygusunun doruk noktası yukarıdaki dizelerde de görüleceği gibi yeni kalbinin sahibinedir. Kalp naklini yapan ekip için yazılan şiirlerde de vefa duygusunun yoğunluğunu hissederiz. Ama burada görülmesi gereken bir başka özellik de onların bilim insanı olmasıdır. Ayhan Çıkın, bir bilim adamı olarak, bilimin önünde saygıyla eğilir. Onlar” yeryüzü mehdileri” dirler. Onun vefa duygusunu salt insanla sınırlı tutmak da doğru değildir. O yaşadığı coğrafyaya karşı da kendisini borçlu hisseder. Çünkü o, doğanın şair dilidir. Doğanın cömertliği karşısında saygıyla eğilir. Hatta sevdiği kadınları doğanın giysileriyle donatır. Başkasının kalbiyle yaşamak insanın duygularında ne gibi değişiklikler yaratabileceği herkesin merak edebileceği bir konudur. Ben de bu merakla Ayhan Çıkın’ın şiirlerinin satır aralarında hep bunun izini sürmüşümdür. Anladığım kadarıyla aşk da beyin işi. “15 Eylül 2000 gecesi… Gençliğimi, sevdalarımı ve pek çok dostlukları içinde taşıyan yüreğimi, hiç tanımadığım bir gencin yüreği ile değiştirdiler. Yeni süreğimde neler var? Ne gibi aşklar yaşadı ? Bilmiyorum. Yeni yüreğimle bazı gönül bağları kurmayı denedim. Başarılı olamadım. Yüreğinizin genç olması teninizin genç olmasını sağlamıyor. Yeni yüreğim 30 yaşında, tenim ise 60’ını aştı. “ Onun bu açıklaması; “anla artık kolay mı yasamak bulunmuş bir yürekle kalbiyle hele o kuş tüyü yataklarda sarmak seni” Başka Yürek “Aşkları da devralır mı” Yılmaz Erdoğan Ödünç kalple yaşayanlar. Ortak Kalpler Türküsü gibi dizelerle de şiirleştirilir. Ayhan Çıkın aslında Toplumcu- Gerçekçilik’in içinden gelen biridir. Bu şiirin örneklerini özellikle Ortak Kalpler Türküsü kitabının “TER” bölümünde görürüz. “Yarattığın sermayenin hükmü sürüyor tahtında Kaybolan iklimlerine sığınıyorsun tarihin Fırlatıp zincirlerini esaretin Terli bedeninin olgun meyvelerini toplayıp Yeniden paylaşmanın şiirini yazmalısın bahtında “ Ey Emek Dizeleriyle başlayan bu bölümde emek- sermaye ilişkisi ve çelişkisiyle ele alınır. Orada yer yer Nazım’ın etkisini görürüz. … terli bedenimin olgun bir meyvesini yiyerek sözlüklere yazdım adımı p r o l e t e r p r o l e t e r b e d e n t e r b e n d e n t e r … Ter Bu şiirler kavgacı şiirlerdir. Emeğin sömürüsü, eşitsizlik ve evrensel değerleri yok sayma şairin şiir oklarının hedefindedir. Ancak o hiçbir koşulda karamsarlığa düşmez. Çünkü yaşam felsefesinin özünde , “Dün kirlenmiştir çocuğum Hep yarını düşünmelisin.” dizelerinde olduğu gibi geleceğe inanma hali egemendir. Şair, cumhuriyetçidir. Cumhuriyetin kazanımlarını titizlikle savunur. Bu değerler aynı zamanda bizi evrensel değerlerle buluşturmaktadır. “ankara’nın taşı/ gözlerimin yaşı” dinmeli anadolu yeniden “demir ağlarla” örülmeli hey!.. anam!.. heyyyyytttt! izmir’de açmalı “otuz’ların bağımsızlık gülleri.” Bağımsızlık Gülü Ezilenler, sömürülenler neredeyse şairin yüreği de oradadır. Bu o kadar güçlü bir duygudur ki ona “Bu gece dünyayı bir ağaca asabilirim.” gibi çok güçlü dizeler yazdırır. O ayrımcılığın her türüne karşıdır. Mozambikli gemiciye yanarken Karya’da, İyonya’da ağaçlar, çiçekler, keçiler, tilkiler için çarpan yüreğin evrensel boyutunu görürüz. “Mozambikli bir gemici ölmüş Saint –élisée sokağının başındaki Rimbo’nun meyhanesinde vurmuşlar onu Elleri bıçaklı beyaz yamyamlar.” Yamyamlar Ayhan Çıkın’ın dili yalındır. Çünkü o, yaşadığını yazan, umut sunan, rind tavırlı ustadır. O, süse, gösterişe çok önem vermez. Her dizesi okuyanda, sanki ilk dile geldiği gibi yazıya geçirilmiş izlenimi bırakır. Onun şiiri, kabuğundan arınmış badem içidir. Okur ne almak istiyorsa ona her şey açık açık sunulur. Ayhan Çıkın, bakarsınız bir öyküyü şiire bulayıp anlatır gibidir: “biz hacce’ye gidecektik gece vakti gece vakti üren köpekleri öldürecektik çit diplerinde sabahlayacak ve hacce’yi görecektik gece vakti.” Hatçe Bazen de gerçekten bir romanı şiir diliyle anlattığını hissedersiniz. Örneğin, Zeytinci Hurşit için Kaz Dağlarından Beşparmaklara, Menteşelere uzanan bir coğrafyada, Kore Savaşı’ndan Güneydoğuda yitirilen canlara; Demokrat Parti’nin, particiliklerin ve elbette zeytinin anlatıldığı bir roman şiir diyebiliriz: “iyi olmak dostum, sabahları fırtınalar kopsa da dışarıda kara kara bulutlar sarsa da dünyayı içinde güneşle erkenden uyanabilmektir dünyaya” Ayhan Çıkın, şiirinde yerel sözcükleri ve söyleyişleri sıkça kullanır: Kösülmek, göğermek, ürmek, yıldızlardan fistan biçmek, kavak gazalları… Bu, onun yerel bir dil yaratma isteğinden değil, kişiliğindeki güçlü yerel damarın şiire doğal akışındandır. Bu bağlamda değerlendirmek ne kadar doğrudur bilemeyiz ama o, sevdiği insanları şiirleştirmeyi de onlara şiirler adamayı da çok sever. Nazım Hikmet bundan en önemli payı alan kişidir. Erdal Öz Yaralısın, Türkan Saylan At kız, Ali Rıza Ertan Ya da Ekonomi Politiği Ölümün, Uğur Mumcu Zeytin dalının ucundaki güzel adam Türkel Minibaş Kayıp Kimlik, Nail Çakırhan Güle GüleProf.Dr. Yücel AŞKIN A Ş K I N, İlhan Selçuk İlhan Selçuk… Özetlersek Ayhan Çıkın’ın şiirinde evrensel değerlerden söz etsek bile evrensel bir coğrafyadan söz edemeyiz. Onun şiirinde zaman zaman söyleyişlerine yaslandığı Nazım Hikmet gibi uzak coğrafyalar yer almaz. Ama hemen söyleyelim, bir şairin ya da yazarın evrensel nitelik kazanabilmesi için illa ki dünyanın başka bölgelerinden ülkelerinden söz etmesi mi gerekir? Elbette hayır. İnsan hiç bilmediği bir coğrafyayı yazamaz. Ama yaşadığı coğrafyayı evrensel bir esere konu edebilir. Yukarıda söylediğimiz gibi her şairin, genelde bir sanatçının bir öz coğrafyası vardır. Biz İstanbul’u hâlâ Yahya Kemal’in dizeleriyle seviyoruz, Paris biraz da Victor Hugo’yla vardır. Karya ve Nif de Ayhan Çıkın’ın şiir atlasında en önemli coğrafyalardır. “Yazarın yaşadığı özgürlüğün, kendi dışında var olan, kendisinin de kuşatıldığı bir gerçeklik içinde olduğunu unutmamak zorundayız. Yazarın özgürlüğü zamanla, coğrafyayla, tarihle, bellekle, birikimiyle, diliyle de mutlak bağlantılı ve tabii ki sınırlıdır.” diyen Öner Yağcı bana göre Ayhan Çıkın’ın şirini de anlatmış olmaktadır.

Yorum