İDARENİN SIRLARI

İdarenin Sırları Yurdum insanı, yıllardır siyasilerin uygulamaya çalıştıkları politikalarından hep şikâyet ediyor. Hiç memnun olana rastlamadım, ya da bana denk gelmedi! Kimini hayıflanır, kimini de kızgınlıktan köpürüyor gördüm. Ama sonuç değişmiyor. Ne gariptir ki bu milletin seçtikleri, bir türlü çağın gereğini yerine getirecek biçimde çalışıp, memleketin düzeyini milletimizin arzu ettiği "Kopenhag kriterleri"ni yerine getirmiş ve o şartları içselleştirmiş bir ülke olma düzeyine çıkaramıyor, neden? Şimdi; suç sadece siyasilerin mi? Seçmenin, yani bizim, hiç mi suçumuz yok? Bana göre asıl suç seçmende, yani bizlerde. Neden mi? Çünkü yıllardır bu halk: Oy verdiği parti, iyi veya kötü bunları seçeceksin diyor, o da gidip politikalarını tasvip ettiği partinin gösterdiği kişiye oy veriyor. Parti liderinin milletvekili adayı gösterdiği bu kişileri oylarıyla seçmiş oluyor. Aslında partililer, seçtiklerini zannediyorlar. Bunun kendi iradesine tapu koymak olduğuna itiraz etmiyor, “Düzelt de gel” demiyor! Cumhurbaşkanını halkoyuyla seçiyoruz, ancak bizi parlamentoda temsil edecek olan milletvekillerini neden biz seçemiyoruz? 2017 Nisan ayının 16’sında referandum yapılacak. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” deniyor, tamam milletindir… İncelemişsinizdir; seçim kanununun yeniden düzenlenebilmesiyle ilgili bir anayasa teklifi var mı? Milletçe benim irademe ipotek konuyor, dur artık deniliyor mu? Denmeli artık… Denmiyorsa ülke yönetimindeki çalkantılara hazırlıklı olmalı, yapılan ucuz siyaseti yadırgamamalıdır. Aslında ülkemizde yapılan siyasetin adı var: Nabza göre şerbet verme sanatı; öfkeli gözükme, liderin dudağından düşen kanun kabul edilip, emir telakki ettirme sanatı… Halk biraz da bu dilden anlıyor! Bir Türk büyüğümüz diyor ki; “Öfke sanattır.” Üst düzey siyaset ülkemizin büyük bir bölümünde hiç prim yapmıyor. Kürsü önlerindeki ve ekran karşısındaki davranışlarının, onları izleyenler tarafından örnek alındıklarını ne yazık ki unutuyorlar. Öfkeli, agresif dili kullanan siyasiler ve siyasi partilerin tüm dünyada hüsrana uğradığını, halkının zayıf noktası neresi ise oraya el sürenlerin başarılı olduğunu unutuyorlar… Yıllardır bu halk, 5 yılda bir de olsa oylarıyla seçtikleri siyasetçilerin, hakaret derecesindeki posta koyan sözlerinin de, gasp edilen haklarının da hesabını sormadı. Ülkenin sınır boylarının her an taciz edilmesi ve insanın ülkesinde eşkıya terörüne her an maruz kalması, böyle bir tehlikenin yıllar geçmesine rağmen hâlâ sürüyor olması utanç verici… Şehit kanıyla sulanmış mevzilerden gelenleri, siyasilerin inatlaşmalarını, devlete posta koyup dağa çıkanların törenle karşılanmasını, ayaklarına kadar gönderilen savcıların düştüğü pozisyonu, Süleymaniye’de başımıza çuval geçirilmesini, Oslo’da masaya oturulmasını seyrediyorlar, evet seyrediyorlar. Geçmişimiz, değerlerimiz, yer altı, yer üstü kaynaklarımız, ekonomimiz bir sele kapılmış sürükleniyor. Bu ayıp sadece iktidarın değil tüm siyasilerindir, dolayısıyla hepimizin… Uygulanan yanlış politikalar neticesinde, açlık sınırında olan 20 milyon insanımız var. Bir ekmeğe muhtaç hâle gelen çoğunluk, devletin parasıyla yapılan yardımları lütuftan sayan, siyasetin yörüngesinden çıkamadı ve de halk hâlâ seyrediyor… Bugün ülke ne çekiyorsa, siyasetçilerin ucuz siyaset yapmasına bizim göz yummamızdan, vatandaş olarak seçme özgürlüğümüzü gereği gibi kullanmadığımızdan, isabetli seçim yapmadığımızdan çekiyor. Her şeye rağmen, “Zararın neresinden dönülürse kârdır” mantığıyla hareket etmeli, yol yakınken geri dönmelidir. Çinli filozof Konfüçyüs, “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir” der. Sanırım bu söz de bugünkü ahvalimizi iyi anlatıyor. Siyasetçi, halkın gözünü böyle ucuz siyaset yaparak boyamaktan vazgeçmeli! Bizim alt üst kimlik ayırımı yapmadan, ülkesini ve milletini seven ve bütün halkı seven, kucaklayan, agresiflikten uzak üst düzey siyaset yapan siyasileri, cımbızla çeker gibi bulup yurttaşlık kimliğimizi kullanarak iktidara getirmemiz gerekir…

Yorum