Sempati Mobilya

UYGAR DÜNYADAN, UYGAR İNSANCA

İnsanlarda olduğu gibi, devletlerin yönetiminde de yaşayarak öğrendiği “Öğrenilmiş çaresizlik,” var. Bu durum sömürgecilerin işine birebir yaramaktadır. Kendi çıkarlarını her anlayışın üstünde tutan sömürgecilik milliyetçiliğinin düşmanıdır. Sömürgeci ister ki, Türkiye ekonomik yönden kendine muhtaç olsun. Yatırımlar yapmasın, sanayisini geliştirip yurt dışına mal satmasın. Eğer tersi olur ise sömürgecinin işine gelmez. Biz tembel olursak, yalnız tüketime yönelirsek, dışardan gelecek bol ve ucuz mala değer verip kendi ekonomimizi geliştirmezsek milliyetçiliğimizin, vatanseverliğimizin ne anlamı kalır? 

Osmanlının yıkılma dönemini bir hatırlayın! Yüzyıllar boyu kanımızı emen, bizi dosta düşmana borçlu yapan sanayi, tarım ve ticaretimizin gelişmesini engelleyip bizi ekonomik tutsak durumuna düşüren kapitülasyonlardan kurtulmak için az mı uğraştık, kan döktük, can verdik! Kurtuluş Savaşımızın amaçlarından biri de bu tutsaklıktan kurtulmaktı.

Sömürgeci, yalnız kendi çıkarlarını düşünür. Adı üstünde sömürgecilik; sömürmekten geliyor. Bu konuda büyük önder Atatürk: "Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz ve sürekli olamaz" demişti. Sömürülen bir toplum olma tehlikesini önleyebileceğimize işaret etmişti.

Aşırı akımlar, Türk milliyetçiliğinin düşmanıdır. Örneğin, milliyetçiliğin esası olan bağımsız milli devlet ve milletin egemenliği anlayışını yıkmaya çalışır. Halkın tarihi ile ilgisini bağını koparmaya çaba gösterir. Türk milletine büyük hizmetler yapmış, milli birlik ve beraberlik ruhunun temsilcisi olmuş kişileri halkın gözünden düşürmek için elinden geleni yapar. Milletin ve vatanın bütünlüğünü sarsmak için gizli ya da açık girişimlerde, yaklaşımlarda bulunur. Vicdan ve düşünce özgürlüğüne yaşama hakkı tanımaz. Halkın inançlarını sarsıp din ve mezhep ayrıcalıkları yaratmaya çalışır. Halkın kendine güvenini yok etmek için her yola başvurur. Milleti halklar diye ayırarak bölücülük yapar…

Milliyetçiliğinin bir düşmanı daha var; faşizm. O yönetim anlayışına göre, insanların hakları devletin ona verdikleri kadardır. Vatandaşın canı da malı da neyi varsa devletindir. Devlet hayatını disiplinle yöneten bir tek parti egemendir. Parti de devlet de bir şefin elindedir. Daha koyu bir faşizm hareketi olan Nazizm’de führer yani şef ulu bir varlıktır. Halkın kaderine, hayatına, her şeyine o yön verir. Onun buyrukları tartışılmaz. Millet şefin arkasında birçok maceralara sürüklenir. Özgür düşüncenin, başka milletlere ve milliyetlere saygının bu sistemde yeri yoktur. Türk milliyetçiliğinin demokratik, vicdan ve düşünce özgürlüğüne yer veren yapısı bu anlayışa uymaz. 

Anarşizme gelince, bu sistem devlet otoritesini tümüyle yıkmak ister.  Böylece insanların daha mutlu olacakları inancındadır. Ama toplumu düzen ve huzur içinde yaşatan devlet varlığının ve otoritesinin yok olması ile nasıl bir kargaşa ve huzursuzluk içine düşeceğini bilmez görünür. Vatandaş özgürlüğü başka vatandaşların özgürlükleri ile sınırlı olmayınca toplumsal güven kalmaz. Güçlü güçsüzü ezer. Toplum yok olma tehlikesiyle yüz yüze gelir. İnsanlar arasındaki sevgi, saygı bağları kopar. Mutsuzluk başlar…

Bütün bunları ve benzerlerini değerlendirdikten sonra, şu sonuca varabiliriz: Türk milletinin birlik, beraberlik ve bütünlük içerisindeki mutluluğu, varlığı ve çağdaş uygarlık düzeyinin üstündeki yerini alması ancak ve ancak bu gibi akım ve anlayışlara karşı alacağı sağlam duruma ve tutuma bağlıdır. Milli varlığın temellerini, milli bilinçte ve milli birlikte görmekteyim. Bunun da yolu, Türkiye Cumhuriyeti içinde, Türk ülküsünü benimseyen her vatandaş, hangi din ve mezhepten olursa olsun Türk'tür ve yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızın, müreffeh yarınlara ulaşmak için çalışmalıdır… 

 

Yorum