Sempati Mobilya

SÜPER KAHRAMAN

Merhaba,

Efendi olmak hiçbir fayda sağlamıyor artık. Hayatın hiç bir alanında efendi adam kazanmıyor. Tırt ve saygısız, utanmaz ve omurgasız olmak meşrulaştırılıyor. Bunların örneklerine siyasette, televizyonda, işyerlerinde, ikili ilişkilerde ve bunun gibi insanın yer aldığı her yerde görebilirsiniz. Tüm bu yaşadığımız şeylerin gerçek olamayacak kadar saçma oluşu, bu tarz insanların sürekli ürüyor olması, hiçbir şey yapamadan uzaktan seyrediyor oluşumuz veya birşeyler yapmaya çalışan grupların artık azınlık konumunda olması, köşeye kısılıp kalma hissimizi doruklara çıkarıyordu.
    “Artık bu çirkinliğe bir son verilmesi gerekiyor” diyip bir süper kahramanın ortaya çıkmasına karar verdim. Nasıl ki Gotham şehrinin Batman’i vardı. Türkiye’nin de Bodrum’lu süper kahramanı ben olacaktım. Bunun için şaşalı bir isim ve buna uygun bir süper kahraman kostümü gerekiyordu. Kostüm için caminin yanında dükkanı olan Feridun abinin kapısını çaldım. Projemden bahsettim ve gizli kalması gerektiğini söyledim. Hemen ardından gözlerimi hafifçe kısarak gururlu bir şekilde övgü dolu sözler sıralayacağı tepkisini bekledim. Söylediklerimden etkilendiği söylenemezdi. “Benim ceket yetiştirmem lazım. Ütü yapıcam çekil sktr git şurdan” dedi. “Abi neden böyle diyorsun? Bak ülkenin durumu diyorum, kötü insanlar diyorum.. Bunlarla uğraşırken dar paça Lewis kot mu olsun üzerimde ha? Gap Sweat Tshirtle mi dalayım düşmanlarımın arasına?” diyip biraz yumuşatmaya çalışsam da haaaaarrrsss poooorrrrffff şeklinde dumanlar çıkarta çıkarta önündeki ceketi ütüledi. Üzgün bir şekilde oradan ayrıldım.
          Yolda yürürken bodrum mandalini konseptli ve turuncu renkli süper kahraman kostümümün müthiş detaylarını düşünmeye devam ettim. Heyecanımı diri tutan tek şey buydu çünkü. Bir süper kahraman olacaktım bu yüzden özel yeteneklerimin de olması gerekiyordu. "Merhaba ben süper kahraman olacağım" diyen her insanın süper kahraman olamayacağını tüm insanlığın suratına bir tokat gibi çarpacak olan yeteneklerdi bunlar.
         İlk yeteneğim gereksiz konuşan insanların ağzına lastikle mandalin dilimi fırlatmak olacaktı. Biraz zor bir işti aslında. Hem ağızı tutturup hem de mandalina diliminin hızla soluk borusuna kaçmasını umacaktım. Aksi takdirde düşmanımı elimle besleyip c vitamini almasını sağlamış olurdum. Zor işlerin adamı olduğum için bu zorluklar beni yıldırmazdı ve lastikle düşmanın soluk borusuna mandalin dilimi gönderme özel yeteneğini geliştirmeye karar verdim. Günler geçiyor süper kahramanlıkla ilgili hevesim sürekli artıyordu. Terzi Feridun abinin kapısının önüne bıraktığım bir top turuncu parlak kumaşı geliş geçişte çaktırmadan kesiyordum. Kumaşı içeri almıştı fakat herhangi bir işlem yapmıyordu. Bu dönemde süper kahraman ismime de yoğunlaştım. Her şey bodrum mandalini üzerinden gideceği için ismimin de bu yönde olması gerektiğini düşünüp “Mandalin Adam” isminde karar kıldım. İkinci yeteneğim de böylelikle yavaşça ortaya çıkıyordu bu şekilde. Yakın temastan kaçındığım düşmanlarıma tazyikli mandalina suyu fışkırtacaktım. Ağzına falan değil ama. Kafasına doğru sıkmam gerekecekti. Çünkü ağzına denk gelirse düşmanıma iyilik yapmış olacaktım. Bu işime gelmezdi. Bu onu ayıltırdı.
    Küçük çocukların sahil kenarında su fışkırtmak için kullandıkları pompalayarak çalışan su tabancaları ideal gözüküyordu. Fakat bunu kostümümün kol kısmına gizlemem ve ateş etmeden, yani mandalina suyunu fışkırtmadan önce pompalamam gereken mekanizmayı nereye yerleştireceğimi bulmam gerekiyordu. Bunun için de kostümümün hazır olması lazımdı. Feridun abiyi arayıp çok çirkin bir şekilde böğüre böğüre ağladım kostümü dikmesi için. Bana acıyıp tamam lan it herif dikicem, haftaya gel al kostümü dedi. Ağlamamı tak diye kesip, “canım abim süpersin sen” dedim. Ardından havalı havalı “provalar ve dizayn tarifi için uğrarım” diyince, “ne provası ne dizaynı lan.. sktirtme dizaynını dikicem vericem bişey" dedi. “Abi olur mu öyle” dedimse de dinlemedi. Kapattı telefonu. Ben de olanı da kaybetmemek adına bişey demedim.
    Çevremdeki kötü kalpli insanları gördükçe içimden, “az daha bekleyin sizin belanızı s..icem” diye geçiriyordum. Tazyikli mandalini yiyince öyle artiz artiz konuşmayı göreceklerdi. Bir hafta sonra kostümümün durumuna bakmak için Feridun abinin dükkanına gittim. Kostüm hazırdı. Batman ve robin filminde Robin’in ilk defa giydiği amatör bir kıyafeti vardır. Aynı o amatörlükte bir süper kahraman kıyafetiydi. Üzgün bir şekilde kıyafeti giydim. Kıyafeti biraz dar yapmıştı. Süper kahraman kıyafetleri hep dar olur diyerekten.  Üst kısım, göğsünde kocaman bir “M” harfi olan, dar bir sweatshirt havasındaydı. Alt taraf ise bildiğin Ebru Şallı taytı olmuştu. Turuncu renk ile birlikte benim göt adeta gerçek bir mandalin gibi ortaya çıktı. Kötü niyetli insanlar “ Oooo Mandalin adamın adının neden mandalin adam olduğunu anladık valla.. Eheheheheheh” şeklinde üzücü şakalar yapabilirlerdi. Düşmanlarımı korkutup gözdağı vereceğim yerde resmen seksi bişey olmuştum. Bu böyle olmazdı. Feridun abinin kıyafetin üzerine pelerin diye diktiği kumaşı belime peştemal gibi sarıp, “abi bunu lütfen tekrar dik. Düşmanlarım bana hallenmesin” diye sümüklerim aka aka ağladım. Dayanamayıp tekrar dikti sağolsun. Ertesi gün kostüm işini tamamen halletmiş oldum.
    Deposunu sırt kısmına, pompalama kolunuda belime doğru konumlandırdığım tazyikli mandalin suyu tabancamı bitirmek üzereydim. Sadece fışkıracak yeri sabitleyemedim. Hareketlerimi kısıtlamaması için ucu sabitleyemiyordum. Lazım olunca sırtımdan sarkan hortumun kafasını sıktırtıp pompalama kolunu serbest bırakacaktım. Böylelikle çok da kötü olmayan bir tazyikle düşmanıma kök söktürecektim. Bu arada geçen bu bir kaç haftalık süreçte lastikle mandalin dilimi fırlatmada bir usta olmuştum. Yaklaşık 2 metre mesafeden bir dal sigarayı vurabiliyordum.

    Hainlerin kol gezdiği, azılı düşmanların yer aldığı aksiyon dolu bir şehirde süper kahramanlık yapmak tadından yenmezdi. Fakat öyle bir şehirde değil, Bodrumda yaşıyordum. Hele kışın, barlar sokağı esnafı gibi hiç bir iş çıkmayacaktı bana. Kendi çapımda kahramanlıklar yapacaktım bende. Gereksiz bir süper kahraman olarak anılmaktansa, işe yarıyormuş gibi gözüken bir süper kahraman olarak tarihe damga vuracaktım. Çünkü çok akıllıydım ve zekiydim.
    Herşeyin güllük gülistanlık olduğu süper ülkemin durağan gündeminde benim gibi bir süper kahramana ihtiyaç yok diye tam vazgeçeceğim bir dönemdi. Evde miskin miskin evlendirme programı izlerken, aniden flaş haber anonsuyla yayın kesildi ve haber stüdyosuna bağlanıldı. Panik içerisindeki spiker, olayı tam da kavrayamamış bir surat ifadesiyle o anda öğrendiği şeyleri aktarmaya çalışıyordu. Ardından ekrana canlı olarak bir görüntü verdiler. Devasa bir yolcu gemisini gösteriyordu televizyon, Transatlantik dediğimiz binlerce yolcu taşıyabilen kocaman bir gemiydi. Görüntüyü helikopterden çekiyorlardı. Bu arada spiker de kulağına iletilen haberleri bizlerle paylaşmaya devam ediyordu. Spikerin dediğine göre Bir grup terörist yaklaşık 2500 kişi bulunan gemiyi rehin almış, istekleri yerine getirilmezse teknenin farklı bölgelerine yerleştirdikleri tonlarca patlatıcıyı ateşleyip, kendileriyle birlikte herkesi öldürüp gemiyi batıracaklarını iletmişler. Hemen bölgenin neresi olduğuna odaklandım. İnanılmaz bir şekilde bodruma çok yakın olan Rodos adası kıyılarına yakın bir bölgede gerçekleşiyordu olay.
    Tam benlik bir olaydı. Hemen turuncu kostümümü giydim. Tabancamın pompalama aksamını sırtıma taktım. Hazneyi mandalin suyuyla doldurdum ve hafifçe pompalayarak çalışıp çalışmadığını test ettim. harika çalışıyordu. Ardından kıyafetleri olay yerine gitmeden giymenin çok saçma olduğunu düşünüp geri çıkarttım. Derhal cumhurbaşkanını aradım. O zamanlar Tayyar Gürdoğan vardı başta. Dedim "böyle böyle." Dedi ki "tamam, Hemen bir helikopter yolluyorum." Dedim "tamam." Eşyalarımı genişçe bir bavula yerleştirip, Çağdaş Holding'in şalvarağa mevkiinde yeni yaptırdığı helikopter pistine doğru yol aldım. yaklaşık bir saat sonra helikopter piste indi. Yetkili olduğu her hareketinden belli olan çok ciddi bir adam yanıma gelip, "sanırım Gürhan bey sizsiniz" dedi. "Evet benim" dedim. "Buyrun lütfen" dedi. "Tabi" dedim. Helikoptere bindik.
    Tüm dünya bu olayla çalkalanıyordu. Olay yerine gidene kadar telefonumdan sosyal medyadaki durumu kontrol ettim. Twitter ve ekşisözlük adeta yıkılıyordu. Trend Topicte "RodosTeröristleri" başlığı en üst sıradaydı. Herkes bu üzücü olay karşısında tepkisini ortaya koyuyor, Hükümetin bu konuyla ilgili acilen bir çözüm bulması gerektiğini söylüyorlardı. Bu esnada tam techizatlı elbiseler giymiş bir adam yüksek sesle bana “hedefe 4 dakika” şeklinde bağırdı. Tamam anlamında baş parmağımı havaya kaldırıp facebooktaki like işaretinden yaptım. Kıyafetlerimi zaten helikoptere bindikten hemen sonra giymiştim ve hazırdım. Gerçekten de 4 dakika sonra devasa transatlantiği gördüm. Geminin etrafında turlar atmaya başladık. Bu esnada teröristlerle telsizden iletişim kuruluyordu. Onlara anlaşmak istediğimizi ve bunun için benim gönderileceğimi söylediler. Gerçek ismim verilmiyordu. “Mandalin Adam” ismini kullanıyorduk. Bu onları biraz tedirgin etmişti ve yaklaşık bir saatlik bir konuşmadan sonra helikopterle beni indirmelerine izin verdiler. Gemiye doğru alçaldık. Beni özel bir makara sistemine bağladılar ve yavaşça geminin ön kısmındaki geniş alana indirmeye başladılar. Beni, elinde kocaman bir silahla iri yarı bir tane adam bekliyordu. Adamı net görmeye başladıkça bana sırıttığını fark ettim. Beni sevmişti sanırım. İnişime yaklaşık iki metre kala makara sistemi durdu ve daha fazla hareket etmedi. Yukarı baktığımda makarayı açıp kendimi gemiye bırakmam gerektiğini belli eden işaretler yapıyorlardı. Ben de dediklerini yaptım ve sığır boku gibi gemiye yapıştım. Çok fena düşmüştüm. Hollywood yapımı filmlerdeki o etkileyici inişlerden yapamamıştım. Rakibim korkmak yerine ayı gibi gülüyordu it herif. Gülerek yanıma gelip kolumdan tutup beni kaldırdı. “Are you ok” dedi. Yani “iyi misin” diyordu. Demek ingilizce konuşacaktık. İngilizce bilen bir süper kahraman olduğum için “yess, i am ok “ dedim. Bu “iyiyim” demekti. Düşüşte yaşadığım sarsıntıyla mandalin suyu fışkırtıcım kırılmıştı. Yerlere hep mandalin suyu dökülüyordu. Acaba çalışacak mı diyerekten cihazı biraz pompalayıp yan tarafa doğru ateş ettim. Çocuk pipisinden çıkan tazyiksiz sidik kıvamında “fiyyuupp” şeklinde bir ses çıkararak biraz mandalin suyu aktı. Ben de sırtımdaki bu mekanizmayı çıkarıp kenara koydum. Terörist bunun biyolojik bir silah olduğunu düşünüp kızgınca  ne olduğunu sordu. Ben de “Yok be mandalin suyu bu. Susayınca içiyom abi dedim. Eehehehe” diye de güldüm sonunda şirin olayım diye. Çünkü elimde sadece lastikle mandalin dilimi fırlatma silahım kalmıştı. Bu yüzden onun güvenini kazanmalıydım.
    Helikopterin uzaklaşması gerektiğini söyledi. Helikoptere siz gidin şeklinde bir el hareketi yaptım. Bunun üzerine uzaklaştılar. Beni yine en üst katta kimsenin olmadığı lüks bir odaya aldı. Odada büyükçe bir toplantı masası vardı. Masaya karşılıklı olarak oturduk. İlk olarak ben konuştum ve “Rehinelerde şu ana kadar herhangi bir yaralanma veya bir hayat kaybı yaşandı mı” diye sordum. “Hayır” dedi. “Çok güzel. Gemideki tüm insanların sorunsuz bir şekilde kurtulabilmesi için istekleriniz neler peki?” diyerek ikinci sorumu yönelttim. “Şu an bu gemiyi kaçıran otuzdokuz kişiyiz. Herbirimiz için, içerisinde beş milyon dolar olan otuzdokuz adet bavul istiyoruz. Bu bavullar biraz önce senin indiğin yere helikopterlerle indirilecek. Hepsini kontrol edeceğiz. Eğer bir sorun yoksa ikinci isteğimizi, yani bir denizaltıyı buraya getirmenizi ve bize teslim etmenizi istiyoruz. Denizaltının yakıtı full olup, beraberinde ek depolarla beraber ekstra üç ton yakıtla birlikte gelmesini istiyoruz. Denizaltıyı kullanacak kişiler bu otuzdokuz kişi içerisinde mevcut. Siz sadece buraya getireceksiniz ve ayrılacaksınız. Biz bavulları denizaltıya yükleyip kimsenin burnu kanamadan otuzdokuz kişi olarak buradan ayrılacağız. Denizaltıyı yönetecek personellerimiz oldukça profesyoneller. Daha önce donanmadan ayrılan ve uydudan takip edilmemek için tüm sistemleri devre dışı bırakabilecek yeteneğe ve bilgiye sahip çok güvendiğimiz kişiler. Sizden istediklerimiz bu kadar. Bunların yerine getirilmesi durumunda hiç bir sorun çıkmadan ayrılacağız. Fakat bunların yerine getirilmemesi durumunda üzülerek söylemeliyim ki, geminin dört bir yanına yerleştirdiğimiz iki ton patlayıcıyla burayı cehenneme çevirip ikibinbeşyüz kişiyi gemiyle birlikte sulara gömeceğiz.” dedi.
    Adamı konuşmasının başından beri soluksuz bir şekilde dinlemiştim. İyi bir planları vardı. Söylediği rakam ve istediği denizaltı ikibinbeşyüz kişinin hayatının yanında gayet makul duruyordu. Kendi kendime “Ben dedim bunlarla hiç kavga etmiyim. Zaten tabancam da kırıldı amk. Adamın boğazına mandalin dilimi sokmak için de adama çok uzaktayım. Zaten elinde tüfek var, belamı s..ker valla diyip, kendine güvenen bir ses tonuyla “Tüm bunları ileteceğim. Helikoptere çıkıp gerekli yerlerle görüştükten bir saat sonra tekrar geleceğim” dedim ve ekibin beni helikopterle bıraktıkları yere çıktım. Uzaktaki helikoptere dolmuş durdurur gibi el ettim. Helikopter beni görüp hemen geldi ve makarayı sarkıttı. Makaranın, üzerimdeki taşıma giysisine bir çok yerinden bağlanması gerekiyordu. Bağlama noktalarını düzgün bir şekilde takamadım ve sinirlenip gelişi güzel belime geçiriverdim. Bu yüzden sulama kanalına kaçan ineğin kurtarılma anındaki gibi yukarı çektiler beni. Yukarıda cumhurbaşkanı ve Genelkurmay başkanına teröristlerin isteklerini ilettim. Cumhurbaşkanı Tayyar Gürdoğan, “teröristler müslüman mı” diye sordu. “Evet müslümanlar” dedim. İsteklerini hemen kabul etti ve bunu kabul ettiklerini, tüm bunların yaklaşık üç saat içerisinde gerçekleştirilebileceğini iletmemi istedi. Tekrar makaraya bağlanıp bu sefer düzgün bir şekilde aşağı indim. Adam aynı yerde beni bekliyordu. Helikopter uzaklaştıktan sonra tekrar aynı odaya geçtik. Ve isteklerinin üç saat içerisinde yerine getirileceğini söyledim. Tüm teslimat tamamlanana kadar onlarla birlikte kalmam gerektiğini söyledi. Hafifçe gülümseyip “tamam” dedim. 
    Yaklaşık bir saat sonra üç adet helikopter aynı anda teknenin üzerinde uçmaya başladı. Para yüklü bavulları indireceklerdi. üç helikopterden her birinden beşer tane olmakla beraber onbeş adet bavul indirildi. Anlaşılan helikopterler iki kez daha gidip geleceklerdi. İkinci postada da onbeş bavul indirildi. otuz bavul tamamlanmıştı ve hepsi kontrol edilmişti. Şu ana kadar herhangi bir problem gözükmüyordu. Paraların hepsi eksiksizdi ve bavullarda izleme cihazı yoktu. Son postada beklenen dokuz bavul henüz gelmeden denizaltı yaklaşmaya başlamıştı. Denizaltının yaklaşıp içerisindeki kişilerin dışarı çıkması beklendi. Ardından iki kişi denizaltıdan çıkıp ön kısıma doğru yürüdü ve helikopterin gelip alması için beklemeye başladı. Bu sırada tekneden inen bir ekip denizaltının içine girdi ve on dakika sonra telsizle, herhangi bir sorunun olmadığı belirtilen bir anons geçildi. Ardından tekrar üç tane helikopter göründü ve birisi denizaltının ön kısmındaki iki kişiyi almak için, diğer ikisi de geri kalan dokuz bavulu bırakmak için yanaştı.
    Başından beri helikopterleri ve indirilen bavulları beraber izlediğimiz silahlı adamla, son postada  indirilen dokuz değil, on bavul’a bakıyorduk. Onuncu bavulda da beş milyon dolar vardı. Şaşkın bir şekilde “Bu ne için” diye sordu. “Sizinle geliyorum” dedim. Gülümsedi ve “olur” dedi.

    Kırk kişi ve kırk bavulla denizaltıya yerleşip derinlere daldık. Ekibin içerisinde üç tane harika hacker vardı ve merkez bankasının sisteminden, bize verilen paraların seri numaralarını sildiler. Hiçkimse izimizi bulamadı.  O gece herkes istediği limanın yakınlarına bavuluyla beraber bırakıldı. Ben ise kaçırıldım sanılarak halk kahramanı falan ilan edildim. Fakat ülkeye bir daha hiç dönmedim. Hala hiçkimse bana ne olduğunu bilmiyor. Sadece güvendiğim ve sevdiğim insanları yanıma çağırdım. Şu an eşimle Avustralya'nın Sydney şehrindeyim. Güzel bir iş kurdum. Tüm dünyada şubeleri olan bir iş. Ben artık çalışmıyorum. Sadece geziyoruz. Mutluyuz..

    Sevgiler,
    Gürhan..
   
    1 Ağustos 2056

Yorum