Sempati Mobilya

İŞTE BODRUM'UN EN MACERAPEREST ADAMI: GİRAY TÜRKER

Habere Oy Verin:

 

Giray Türker... Pek çok insanın 'hayalini kurduğu' hayatı yaşayan adam!.. Bodrum'da reklamcılık yapan Türker'in adını, motoruna atlayıp çıktığı seyahatlerden duyuyordum hep. Kendisiyle tanışma fırsatı bulamamıştım ne yazık ki... İlk karşılaşmamızda hemen karşıma oturtup sormaya başladım... Çılgın mısın? Ne işin var Afrika'da, Orta Asya'da bir başına? Ne yiyip içtin? Neler gördün, neler yaşadın? İyi ki de sormuşum. Onunla birlikte gitmiş görmüş kadar oldum uçsuz bucaksız çölleri... İşte Bodrum'un en maceraperest adamlarından Giray Türker'le yaptığımız o söyleşi. Bir solukta okuyacaksınız, benden söylemesi... 

 

Bir başına motosiklete atlayıp dünyayı turlamak nereden esti aklına? 

 

Rehber bir arkadaşım vardı. İki kez tek başına seyahate çıkmıştı. İmrendim. Gerçi Türkiye'de pek çok yere gittim; Karadeniz ve Güneydoğu başta olmak üzere. Ama ben yurt dışına gitmek istiyordum. Bir arkadaşım Tunus'a gideceğini söyledi. İlk seyahatim öyle oldu. Yunanistan ve İtalya üzerinden Tunus'a geçtik. Motosiklete çölde binmek istemiştik. Toplam üç haftalık bir geziydi. Her şey öyle başladı. Daha sonra Orta Asya gezisine çıktım. Tek başıma çıktığım ilk yolculuktu. 

 

Hangi tarihlerde yaptın o seyahati?

 

2009'da gittim. 40 günlük bir geziydi. 

 

Rota neydi?

 

Gürcistan'a, oradan Azerbaycan'a geçtim. Bakü'den feribotla Kazakistan'a ulaştım. Bütün Kazakistan'ı boydan boya geçtim. Çok büyük bir ülke. Çöl kısmını tercih ettim. Aral Gölü kıyısından oldukça maceralı bir yolculuk yaptım diyebilirim. 

 

Neden? Neler oldu?

 

Tehlikeli bir bölgeymiş orası. Bana bir çok insan 'silahsız gitme' uyarısında bulunmuştu. Burada Kazak bir aileyle tanışmıştım. Bu gezi planımı anlattığımda, rotayı gördü ve Aral tarafına gideceksem mutlaka yanıma silah almam gerektiğini söyledi. Yine de yanıma silah almadım ben. Yaklaşık 900 kilometrelik bir bölgeden söz ediyoruz. Ve çöl... Otoyol yapmışlar bir zamanlar ama paramparça olmuş. Kimse kullanmıyor artık o yolu. Ne gelen var ne giden. Hiç araç bile görmüyorsunuz.  Kendime göre önlemlerimi aldım. Yanımdaki paraları üç dört farklı yere sakladım. Fotoğraf makinemi, bataryalarımı sakladım. O bölgede fotoğraf çekemedim o yüzden. 

 

Daha sonra?

 

Kırgızistan, Bişkek ve oradan Özbekistan'a geçtim. Türkmenistan'da da çölü geçtikten sonra İran'a ve Doğu Beyazıt'tan Türkiye'ye dönüş yaptım. Kısacası Çin sınırına kadar gittim. 

 

Motosiklet mi daha büyük bir tutku, dünyayı gezmek mi?

 

Ben motosikletle gezmeyi seviyorum ama dünyayı dolaşmak daha başka bir hayal. Uzakdoğu'ya motosikletim olmadan, bir sırt çantasıyla gittim örneğin. 1.5 ay sürdü o seyahatim. Sene 2013'tü. Laos, Tayland ve Kamboçya'yı dolaştım. Motosikletle daha farklı tabii... Zorlukları da var, avantajları da. 

 

Nedir onlar?

 

İnsanların tavrı değişiyor sana. Örneğin üstün başın perişan, çamurlu ve yorgun bir halde sınır kapısına ulaştığında, oradaki görevliler sana sempatiyle bakıyor. Neden bilmiyorum! Belki de halimize acıyorlardır. Bir restorana ya da pansiyona girdiğinde aynı yüz ifadesini görüyorsun insanlarda. Ya da imrenerek bakıp “helal olsun” diye düşünüyorlardır belki... 

 

Peki seni en çok zorlayan ne bu seyahatlerde?

 

Her gün nerede kalacağın belli değil. Gittiğin yerle de alakalı biraz. Benim gittiğim yerler biraz medeniyetten uzak olduğu için önceden rezervasyon yaptırabileceğim bir konaklama tesisi olmuyor. Çoğunlukla çadır kuruyorum. Onun için uygun yeri bulup, akşam zamanında çadırını kurup, sabah da erkenden kalkman ve eşyalarını toplayıp motoruna binmen gerekiyor. Böyle bir zamanlama söz konusu. Yoldan uzak, olabildiğince tenha yerleri bulup seçiyorsun. Uzun bir yolculuğa çıktığın zaman yanında eşya miktarı da artıyor. O çantalar her gün açılıp kapanıyor. İşin en zor taraflarından biri de bu. 

 

Gittiğin yerler tekin ülkeler değil... Özellikle de vahşi hayat söz konusu. Korkmadın mı hiç bir başına?

 

Afrika'da kalabileceğiniz yerlerin etrafı genellikle çevrili oluyor. Vahşi hayvan tehlikesi pek yaşamadım. Kamp alanları da var, odalar da... 

 

Ve gelelim en son seyahatine... Bodrum'da da gidişin ve dönüşün olay olmuştu. Afrika turundan söz et bize...

 

Yaklaşık bir sene önce yaptım o seyahati. Dört ay sürdü. Aslında başlangıçta iki arkadaş yola çıkmıştık. Motorları İskenderiye'ye gönderdik. Biz uçakla Kahire'ye indik ve motorları teslim aldık. Mısır ve Sudan'ı geçtikten sonra Etiyopya'da bir kaza yaptı arkadaşım. Bileğinde kırık oluştu ve dönmek zorunda kaldı. Ben yalnız devam ettim sonrasını. Çok da rahattı. Aslında öyle olmasını pek ummamıştım. Fazla şanslıydım belki de. 

 

Nasıl bir şanstan söz ediyoruz?

 

Örneğin, o doğa koşullarında motorum hiç arıza yapmadı. Aslında 13 yaşında bir motor ama hiçbir sorun çıkarmadı bana. BMW F650 Dakar modeli, enduro tipi motorlardan... Her türlü arazi ve yol şartında kullanabileceğin bir motor. 

 

GPS KULLANMAM... İNSANLARLA İLETİŞİMİ SEVİYORUM BEN...

 

Afrika'da nasıl bir güzergah izledin peki?

 

Etiyopya'dan sonra Kenya, Tanzanya, Malavi, Zambia, Botsvana, Namibya ve Güney Afrika. Rotam buydu. Toplam 21 bin kilometre sürdü.

 

O ülkelerde yediğin içtiğin senin olsun da gördüklerini anlatır mısın biraz? Örneğin halkları nasıldı? Yaşamları hakkında neler gözlemledin?

 

Etiyopya çok değişik bir ülke. İnsan profili de ülkeden ülkeye değişiyor. Bunu gözlemleme şansım oldu. Mısır'da Araplarla karşılaşıyorsunuz, Sudan'dan itibaren Nübyelilerle tanışma fırsatı buluyorsunuz. Güneye indikçe, renkler de koyulaşmaya başlıyor. Dikkatimi çeken şeylerden biri de büyük şehirlerdeki AVM'ler oldu. Afrika ülkelerinde sıradan şehir hayatını görmek ilginç. Aslında büyükşehirlere hiç girmiyorum seyahatlerimde. Bana bir şey katmıyor çünkü. Bazılarına mecburen yolum düştü. Ben kırsaldan gitmeyi tercih ediyorum. Ağaçların, doğanın içinden kıvrıla kıvrıla gitmek hoşuma gidiyor. Afrika'da tarihi yerler çok fazla yok. Kültürel zenginliği de köylerde görüyorsunuz. Bir yerleşim alanına girdiğinizde, sokaklarda dans eden insanlarla karşılaşıyorsunuz... Bir anda insanlar etrafınızı sarıyor. Çok sıcak kanlılar. Biri o çalıdan çıkıyor, diğeri şu çalıdan! İnanamazsın. Etrafta hiç insan yok zannettiğin yerde böyle bir şeyle karşılaşıyorsun. Bir de 'beyaz' insan orada ne yazık ki birinci sınıf insan muamelesi görüyor. Çok ilgi gösteriyorlar.

 

Türkleri tanıyorlar mı? Ya da Türkiye'yi biliyorlar mı?

 

Türkleri tanımıyorlar. Beni Avrupalı zannediyorlardı çoğunlukla. Nerelisin diye soruyorlar ilk önce. Anlatıyorsun ama çoğu bilmiyor Türkiye'yi. 

 

Kayboldun mu yollarda?

 

Hayır. Elimde harita vardı zaten. Ben insanlara sora sora ilerliyordum. GPS kullanmıyorum gezilerimde. Çünkü direk en kısa yolu gösterir size GPS. Ben insanlarla iletişime girmeyi tercih ediyorum. Davet ediyorlar, evlerinde ağırlıyorlar, 'şuraya mutlaka git, dolaş' diyorlar... GPS o kontağı kesiyor insanlarla. Emniyetli ama tercihim değil. Kalacak yeri de insanlara sora sora buldum çoğu zaman. Çoğunlukla emniyetli yerlerde kaldım. 

 

Oldukça farklı bir iklim... Sürekli motor üzerinde seyahat... Pek çok insanla yüz yüze iletişim... Hasta olmadın mı hiç?

 

Sadece Namibya'da hasta oldum. 8 gün yattım. Ne olduğunu anlayamadı doktorlar. Bitkinleştim aniden. Ertesi gün arttı rahatsızlık. Önce sıtma olduğumu zannettim korktum. Orada en yaygın ve tehlikeli hastalık AIDS ve sıtma. Kan tahlilimde hiçbir şey çıkmadı. Doktor, birkaç gün dinlen dedi. Daha sonra geldiğimde kan tahlillerini buradaki doktor arkadaşlarıma gösterdim. Dehidrasyon büyük ihtimalle dediler. Çünkü çölde yolculuk yapıyordum. Susuz kalmışım sanırım. 

 

HAYVANLAR MI?.. EN SEVDİĞİM...

 

Yiyecek işini nasıl çözdün?

 

Yollarda gönül rahatlığıyla yiyebileceğin yerler yok maalesef. Seçeneğim çok sınırlıydı. Bulursam patates kızartması, tavuk filan yiyordum. Onun için yolculuklarımda çok zayıflıyorum. 

 

Bir başına, oralarda korkmadın mı hiç?

 

Bir gece gerçekten korktuğumu hissettim. Genellikle gece yolculuk yapmam ama üç saat boyunca karanlıkta, doğru yolda olup olmadığımı bile bilmeden motosiklet kullanmak zorunda kaldım. Önümden çakallar geçiyordu. Bir yandan da “Daha fazla yorulursam, ne yapabilirim” diye düşünüyordum. En kötü ihtimalle, yoldan uzak bir yerde çadır kuracaktım. Sonunda bir köye ulaştım da rahat nefes aldım.

 

O vahşi coğrafyada hayvan saldırısına maruz kalmaktan çekinmedin mi?

 

Hiç öyle bir şey yaşamadım. Afrika'da kedi köpek gibi maymun var etrafta. Zararları yok. Sadece hırsızlık yapanlar varmış. Ben rastlamadım! Babunlar biraz tehlikeli. Bir gün arkadaşım çadır kurarken bir babun yaklaşmış yanına. Arkadaşımın hazırladığı yemeği almış az ötede afiyetle yemiş bitirmiş. Arkadaşım öylece bakakalmış. Ben de bir gün büyük bir cahillik yaptım. Zambia'da yol kenarında büyük bir fil gördüm. Çocukluğumdan beri hayvan delisiyim zaten. Yanına kadar gittim. Şöyle bir baktı bana. İnceledi. Sonra ot yemeğe devam etti. Arkasında da üç dört tane fil vardı. Onlar da gölette yıkanıyordu. Hayran hayran izledim. Sonra fotoğrafını çekmek istedim. O kadar yakınken yapmamam gereken bir şeydi. Fillerin sağı solu belli olmuyor çünkü. Cebimden fotoğraf makinesini çıkarırken ani bir ses çıkardım. Hayvan birden doğrulup bana bakmaya başladı. Kalakaldım. Hiç hareket etmedim. Birkaç dakika izledikten sonra yemeğine devam etti neyse ki... 

 

PARAM BİTMESEYDİ DEVAM EDERDİM

 

Gelelim bu işin maliyetine!.. Pahalı bir zevk mi bu?

 

Biraz birikim gerektiriyor tabii. Ben de o ayarlamayı yaptıktan sonra planlıyorum zaten gezilerimi. Ama Türkiye'de aynı dönemde harcadığım paradan daha fazla para harcamıyorum oralarda. Burada bir mekanda oturup harcayacağım parayı orada iki üç günde harcıyorum. Ucuz ülkeler çünkü gittiğim yerler. Afrika gezim dört ay sürdü. Param bitmeseydi devam ederdim inanın ki... 

 

Memleket hasreti çektin mi oralarda?

 

Haftada bir facebooka girip Türkiye'den haberler alıyordum. Türkiye'de olup biteni okuduğumda öyle saçma geliyordu ki. Ülkemizde nelerle uğraşıyoruz biz diye düşünüyordum. Namibya'da 72 tane etnik grup, kabile var. Ama o kadar barış ve sevgi içinde yaşıyorlar ki. Baktığınızda sözde biz medeni bir toplumuz değil mi? Acaba gerçekten öyle miyiz? Hangimiz daha ilkeliz diye düşünmeden edemiyor insan. 

 

ANNEM “BENİ SEVİYORSAN HEMEN ÇIK O ÜLKEDEN” DEDİ!

 

Peki ailen nasıl karşılıyor bu seyahatlerini?

 

Annem hep “gitme” der... Hatta ben İran'dayken, konusu İran'da geçen bir belgesel izlemiş. İran'da kaçırılıp işkence yapılan bir motorcuyla ilgili... Aradı, 'Beni seviyorsan, hemen çık o ülkeden' dedi. 

 

Bu geziler bitmedi anladığım kadarıyla... Anlatırken bile coşkunu saklayamıyorsun. Sırada neresi var?

 

Güney Amerika ilginç geliyor. Bu senenin sonunda, kasım-aralık gibi yola çıkabilirim. Kesin bir rota çizmedim henüz. Oraya giden arkadaşlarımla konuşup fikir alacağım. 

 

İşler aksamıyor mu?

 

Kış aylarında çok fazla bir iş olmuyor. Reklamcı arkadaşlarım var, onlara devrediyorum bazı işleri. 

 

Sana ne katıyor bu yolculuklar?

 

Hayat tecrübesi her şeyden önce. Kendimi tanımamı sağlıyor. Hangi durumlarda, nasıl tepki verdiğimi görüyorum. Farkına varıyorum... İnsanlara güvenmeyi öğreniyorum... Tabii dünyayı görüyorum. İnsanların nerede, nasıl, hangi koşullarda yaşadığını görüyorum. Zora girmeyi, zorlanmayı seviyorum ben. Ancak öyle durumlarda kendini tanıyabiliyorsun çünkü. Günlük hayatın bana çok fazla şey kattığını düşünmüyorum. 

 

Avrupa var mı aklında? Tehlikesiz ya ondan sordum...

 

Avrupa'da İtalya, Yunanistan ve Hırvatistan'a gittim sadece. Bir liste yapsam Avrupa benim için sonlarda geliyor. Bana bir şey vermiyor Avrupa. Buradan İstanbul'a, Ankara'ya gitmiş gibi olacağımı düşünüyorum. Doğadan aldığım tadı orada bulamam. Bir de pahalı tabii.

 

Yalnız gitmek daha mı cazip geliyor sana? Yanında bir arkadaş olsa mesela, yarenlik ede ede gitseniz olmaz mı?

 

Ben yalnızlığa alışkınım. O özgürlük müthiş bir şey. Biraz fazla alıştım sanırım. En yakın arkadaşınla bile yolda problem yaşayabilirsin. Ayrılan eşler bile tanıyorum ben! Yol arkadaşlığı çok farklı bir şey. Hiç belli olmuyor. Yalnız gezen çok insan var dünyada zaten. 

 

Bodrum'da hayat nasıl geçiyor? Macera özlemin depreşiyor mu arada?

 

Pazar günleri hiç Bodrum'da durmuyorum ben. Burada bir kafeteryada oturmak bana göre değil. Beni köreltiyor. Motosiklet benim hayatımı çok değiştirdi bu anlamda. Mutlaka doğaya atıyorum kendimi...

 

BÜTÜN MESELE HAREKETE GEÇMEK

 

Kendini birkaç sözcükle tanımlamanı istesem...

 

Sıradan bir insanım... Biraz da fazla mütevazıyım sanırım. 

 

Büyük bir hayalin var mı peki? Hani 'zor gerçekleşir' dediğin...

 

Dakar yarışı var biliyorsun. Ona katılmak isterdim. Bu büyük bir hayal. Hadi ben katılayım deyip gidemezsiniz o yarışa... Belli yarışlara girmeniz lazım. Ben yarışmadım hiç. Bu nedenle biraz zor gerçekleşme olasılığı. 

 

Son soru... Senin yaşadığın bu deneyimleri yaşamak isteyen insanlara ne tavsiye edersin?

 

Harekete geçsinler. İnsanlar hep imreniyorlar. “Keşke” diyorlar sadece. Keşke demek hiçbir şey ifade etmiyor. Oturduğun yerden kalkman ve bir şeylere başlaman gerekiyor. Tüm mesele harekete geçmek. Hayal olmaktan ancak öyle çıkabilir aklındakiler...  Bir de yaşını problem yapan insanlar var. “Bizden geçti” diyorlar.40'ını yeni geçmiş ama hayatı bırakmış bir kenara!.. Öyle bir şey yok. İçinde yaşama sevincin varsa, hayata bağlıysan, hayat uzun. Hayattan zevk almakla ilgili bir şey bu. 

 

Haber Yorum

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

-