Emre Nalbantoğlu: Güzel hikayeyi, kirli yollara sokmam

Habere Oy Verin:

Hem olgun hem çocuksu, hem sıcak kanlı hem de mesafeli her sözü ile gayet samimi ve gerçekçi. 

Emre Nalbantoğlu deyince "Kaç Rüyadır Uçamıyorum?" duvar yazısı ile aklımıza geliyor. "Derdi Neydi?" diye düşünüyoruz? Aslında anlatılması zor biri fazlasıyla şahsına münhasır kendi deyimi ile "deli".
Blues ve Jazz müzisyeni, tanınmamışların ünlüsü "Dede" mahlası ile tanıdığımız Emre Nalbantoğlu ile Bodrumdaki evinde onu daha yakından tanımak, anlamak ve araştırmak için buluştuk.

Sizi gözlemlediğim kadarıyla anlatmaya çalıştım tabi ama siz kendinizi nasıl tanımlarsınız birde sizden dinleyelim.
Hoşgeldiniz öncelikle... Ben kendini tanımlamak zorunda olmaktan rahatsız olurum genelde bu yüzden yıllardır kullandığım ezberlenmiş bir pasajım var Hatta her  yerde aynı sıra ile söyleyebiliyorum. 1985 yılında Ankara'da doğdum çok küçük yaşlardan beri gitar çalıyorum yaklaşık aşağı yukarı 25 yıldır. Süleyman Demirel Üniversitesi İnşaat Bölümü mezunuyum. "Üniversiteyi 8 yılda başarı ile bitirdim" diye bi şakam var. Gerçekten öyle oldu en sonunda bana dayanamayıp hocalarım beni mezun etmeye karar verdiler diye düşünüyorum. Yani aklımda ve içimde hep müzik yapmak vardı zaten sonrasında pek mühendislik yapmadım. Bence İnşaat Mühendisi olmak için 50 yaşına kadar hayatını gözden çıkarmak gerekiyor. Gerçi müzisyenlerde 50 yaşından sonrasını biraz göz ardı edebiliyorlar neyse ki daha var. (güler) Neyse 2013 yılında Roxy müzik ödüllerini birincilikle kazandım. Üstelik bütün jürinin oy birliği ile. Aynı yıl yarışmaya katılmadan önce "Derdi Neydi?" diye bir albüm yaptım o zaman ki grubum ile birlikte. Yarışma sonrasında bir sürü yapımcıdan çeşit çeşit teklifler geldi hepsini geri çevirdim. Çünkü genç  bir müzisyen için bağımsız olmak çok önemli. Ben hiç bir zaman para, ün peşinde koşanlardan olmadın ben illa bir şeyin peşinden koşacaksam sevginin peşinden, gerçekliğin peşinden koşmayı seçerim. 

Ardından " Ciddi" diye bir albüm daha yaptınız...
Evet onuda Ankara'da başka bir stüdyoda grupla yaptık. "Acayip Gidesim Vardı" "Dümen Suyu" "Yavaşlasam" gibi teklilerimi de ben tek başıma evdeki küçük imkanlarım ile yaptım.

Peki sizi kimi zaman blues ağırlıklı, kimi zaman jazz ağırıklı dinliyoruz.Hangisi sizin için ağır basıyor?
Bir çok müzisyen için bu geçerli bir durum günümüzde, aslında türler ayrılığından çok bahsetmek doğru değil. Ayrı türler ayrı ülkeler gibi ama sen dünya'da yaşayan bir insan evladı olarak hiçbir siyasal neden gözetmeksizin istediğin ülkelerde yaşayabilme hakkına sahip olmalısın, ,ideal dünyada sınırların olmaması gibi, bence gerçek iyi müziğin sınırları olmaz sadece saygı göstermemiz gereken kuralları, bir üslubu olur. Bazı durumlarda bunu tanımlamaya çalışmakta geri kafalık olabilir. Ama ideal olmayan dünyamızda Blues ve Jazz baba ve oğula benziyor, kökleri aynı büyük bir nesil. Dinleyici kitlesi de öyle aslında jazz daha baba işi olgun yetişmiş, blues daha büyük duygular barındırıyor çocuk gibi sanki hiç büyümüyor törpülenmemiş duygular.

"İnsanların dediklerinden çok yüz ifadelerine bakıyorum."

Son yıllarda hem müzisyenlerin hem yapımcıların hem de dinleyicilerin yazılan yeni şarkıların edebi değerlerinden ve duygusal yoğunluklarından şikayet ettiklerini duyuyoruz. Böylesine duygusal kısırlıkların yaşandığı bir dönemde kendinizi nasıl koruyorsunuz da bunca güzel şarkı sözlerini yazıyorsunuz? Sizi dinlediğini söyleyen herkes özellikle şarkı sözlerinin ne kadar anlamlı olduğunu övüyor.
Eksik olmasınlar hala şarkıların sözlerini dinleme ihtiyacı duyan insanlar az olsa bile var, hal böyle iken güzel sözler yazmak belkide bir meziyet sayılmayacaktır ilerde. Ben etrafı izliyorum insanların dediklerinden çok yüz ifadelerine vücut dillerine bakıyorum. Niyetlerini anlamaya çalışıyorum. Sosyolog gibi bakıyorum bazen insanlara. Eğer sosyolog gibi davranmayı beceremezsem bende nefret ederim bazı insanlardan, bende taraf tutarım, bende yanlış enerjilere kapılırım. Kendimi koruma çabası değil aslında bu gözlem halim. Sadece dünyanın buna ihtiyacı varmış gibi hissediyorum. 

California'lı şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen Beth Hart geçtiğimiz yıl  İstanbul Jazz Festivali kapsamında Türkiye'ye gelmişti. Sizde Beth Hart ve ekibi ile aynı sahnede çaldınız. Beth Hart sizin gitarınızı imzaladı. Siz bağımsız bir müzisyenken bu iş buraya nasıl geldi?
Beth Hart uzun zamandır hayranı olduğum bir müzisyendi. Bir gün Yavuz Abi'nin(Yavuz Çetin) hayatını anlatan Blue Belgeselini izlemeye gittim kız arkadaşım ile beraber ardından sinema çıkışında sağanak yağmura yakalandık her şey filmlerdeki gibiydi açıkçası kendimizi zar zor eve attık ve eve girer girmez bir mail sesi geldi. Beth Hart İstanbul'a geliyor , Beth Hart Konseri öncesi ön grup olarak çalmak ister misiniz? Kabul etmeniz dahilinde Beth hart'a tekrar onaylatacak gibi bir şey yazıyordu. Beth Hart ve ekibi tarafından kabul edildik. Üstüne normalde yarım saat olan sahne süremiz Beth Hart'ın ekibinin bizi sahne yanından dinlemesi sonucu uzatıldı. Hayatımdaki en utangaç ve heyecanlı olduğum günlerden biriydi. Günün en büyük ödülü dünyaca ünlü gerçekten tüm ciddiyeti ile hayatını müzik yapmaya adamış müzisyenlerden takdir almak idi, bu çok güzel. 

"Zaman akar biz öngöremesek bile hep daha iyiye."

Harika! Eminim çok şevklendirici olmuştur.
Kesinlikle öyle oldu. Ama ben olaya bir de şu yönden bakıyorum iyi müzik yapmak için illa tasdik ve takdir görmene, anlaşmalar ve sözleşmeler yapmana gerek yokmuş. Büyük bir sahnede çalacak istiyorsan çalarsın bir şekilde yine çünkü dünya bozuk da olsa sonunda her bozuk saat gibi o da doğruyu yaşatmak zorunda bize. Zaman akar biz öngöremesek bile hep daha iyiye.

Etkilendiğiniz düşünürler ya da düşünceler var mı ?
Tabii ki var. Sokratesten, Platondan, Hayyam'dan Aşık Veysel'den, Einstein'den ... Hatta onların yazdıklarıyla birlikte düşünüyorum. Zamanı düşünüyorum. Benim için devamlılık hem büyük önem arz ediyor hem de büyük bir soru. Soracaksın, soracağım ,sorgulayacağız, düşüneceğiz,dalıp gideceğiz. Olacak bunlar.  Olmasa olmaz. Bu aralar bu soruyla boğuşuyorum "İyi bir amaç için kötü bir yoldan gitmeyi tercih etmek, iyi bir şey yapma niyetini kirletir mi? " 

Kirletir mi?
Sonuç ne olursa olsun kıyamıyorum güzel hikayeyi kirli yollara sokmaya.

"Kaç rüyadır uçamıyorum" şarkı sözüyle duvarla, mekanlara,dergilere konu oldunuz. Bu konuda söylemek istedikleriniz neler sizi bu cümleyi kurmaya hangi hikaye itti acaba, anlatabilir misiniz?
 Ben eskiden hep rüyalarımda uçardım. Aslında yükseklik fobim var ama severdim, rüyamda korkmazdım,.çocukken yani daha dengemi diğer insanların öğretileri bozamamış iken. Artık öyle uçamıyorum rüyalarımda. ama geçen sene bir kere uçtum rüyamda galiba sihirlerim geri geliyor.

Bodrum'a yeni taşındınız. Bir çok müzisyen artık Bodrum'da yaşıyor. Bodrum bu yönden de İstanbul ile yarışır oldu. Sizin Bodrumda en çok sevdiğiniz üç şey ne oldu?
Ocak ayında taşındım, daha önce konserler hariç hiç İstanbul'da yaşamadım. Ama insan rahatça düşünebileceği bir yuvası olsun istediğinden Bodrum'a taşınıyor belkide. Burayı da İstanbullaştırmasalar iyi olur tabi. (güler) İyi konuştuk böyle bana da iyi geldi. 

Bodrum'da en sevdiğim üç şey... 
Üç şey söylemesem, ev

Bodrum'da keşfettiğiniz bir yer var mı?
Kız arkadaşımla orta kentte bodrumda yiyebileceğiniz en iyi pideyi yemiştik butik bir aile işletmesiydi ama adını hatırlamıyorum. Bir de Andiamo'da buz gibi bir bira içmeyi seviyorum. Biraların ısısı gerçekten inanılmaz en soğuk, en iyi bira orada içiliyor.Yemekleri ve sabah kahvaltıları da güzel.

Bodrum olmasaydı nerede yaşardınız?
Köyceğiz olabilir.Belkide iş nedeniyle İstanbul.

Bodrum'a gelmesini istediğiniz bir konser var mı?
Buddy Guy, Garry Clark Jr, Tom Waits daha çok sayabilirim.

Bir kaç tane tercih sorum olacak. Eğer tercih etmek zorunda kalsaydınız Blues dinlemeyi mi Jazz dinlemeyi mi tercih ederdiniz?
Hepsi bir bence

Tüm gün gündüzü yaşamak mı tüm gün geceyi yaşamak mı?
Geceyi tabii ki

Hayatınızın sonunda kadar çay mı kahve mi?
Eskiden çay derdim ama şimdi kahve her türlü

Rakı mı Bira mı?
Rakıdır rakı

Aile yadigarı bir söz var mı, hep aklınızdan geçirdiğiniz?
"Efendilikten zarar gelmez"  Yalçın Ast Subay sevgili babamdan.

"Herkese" iletmek istediğiniz bir söz var mı?
Bir şeyler üretin ve kimseden onay beklemeyin, onay bekledikleriniz yapabilseler yaparlardı çoktan.

Yakında bizi hangi projeleriniz bekliyor?
Şuan Emre Nalbantoğlu Trio olarak bir konser serisine başladık ilk konser geçtiğimiz çarşamba İzmir'in köklü mekanlarından Punta'da gerçekleşti.Bas gitarda Atakan Çekmece, Davul da Janis Mehmet Akyol bana eşlik ediyor. Yetiştirebilirsek önümüzdeki ay yeni bir şarkı ve klip gelecek. Bir yandan tek kişilik performansımla ilgili yeniliklerde olacak. 
 

Melisa TUNÇALP

Haber Yorum

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.