KIZILAĞAÇ'TA BİR SANAT MABEDİ... RIFAT KOÇAK'IN EVİNDESİNİZ!..

Habere Oy Verin:

Rıfat Koçak, tüketen dünyada sanatı 'geri dönüştüren' adam... Bodrum'un Kızılağaç mahallesindeki bir yamaçta yer alan evinde, hayatı dönüştürüyor... Her ikisi de sanatçı olan anne ve babasına ait Koçak Sanat Galerisi'nin de yer aldığı bu şirin Bodrum tepesinde eşi ve oğluyla birlikte mütevazı bir hayat süren Rfat Koçak, yaşam alanını evi, atölyesi, mutfağı olarak kullanıyor. Bahçenin her yerine heykeller serpiştirilmiş. Devasa boyutta olanları var, dumanı tüten, ışık saçan, rengarenk, baş döndüren, mest eden heykeller… Şuracıkta bir atölye, hemen önünde devasa bir Bodrum devesi! Yaratıcılığın sınırlarını zorlayan bir sanatçı Rıfat Koçak. Evi de bir dehanın oyun alanı gibi… Her adımda sizi şaşırtan bir sanat köyünde geziniyorsunuz sanki. Evin bir bölümü atölye… Aslında tamamı atölye diyebilirim. Çünkü salondaki şömineye varıncaya kadar hemen her obje Rıfat Koçak’ın tezgahından geçmiş. Çok özgün, nev-i şahsına münhasır bir yaşam alanı var sanatçının.

Bahçe tam anlamıyla bir müze tadında!.. Bir unicorn, bir balıkçıl, bir viyolonsel… Müziğe, balığa, hayvanlara, yöresel olana duyduğu aşkın ifadesi her biri… Bir Bodrum devesi tam avlunun ortasında haşmetle duruyor. Yapımı devam eden bir heykel… Silüeti şimdiden belirginleşmiş. Hemen bir fotoğraf alıyoruz önünde… Eminim çok keyifli bir bahçeye konuk olacak bu Bodrum devesi…

Bahçenin bir kenarında egzorus… Egzoslardan yapılmış bir dinozor balık gibi! Mitolojiden çıkmış bir yaratıkçasına yatıyor bahçenin kenarında. Son derece etkileyici bir eser. Hem balık, hem bukalemun esprisi var renklerinde. Ağzından ışık çıkıyor, bu haliyle de hayli işlevsel. Koçak'ın aslında tüm eserleri yaşıyor, konuşuyor, bir şeyler anlatıyor. Son derece eğlenceli, sizi içine çeken bir sanat bu... Ve elbette çok büyük bir yetenek. Koleksiyonerleri, kendisini asla boş bırakmıyor. Bodrum'daki atölyesi dolup dolup taşıyor. O, sanatsever dostlarını evine vedolayısıyla da atölyesine her zaman bekliyor. Burayı bir müzeye dönüştürmesi de bundan. Ben de kendisini evinde ziyaret etmeye karar verdim. Uzun zamandır göremiyordum. İyi de oldu... Hem sanattan, hem Bodrum'dan hem de hayatı geri dönüştüren adam Rıfat Koçak'tan konuştuk... Keyifle okuyun. 

HERKESİ EVİME BEKLİYORUM

Bu yaz farklı bir proje var mı aklında? Yeni bir sergi gibi mesela…

Bu yaz atölyemi derleyip toparlayacağım. Burada ziyaretçim oldukça fazla. Sürekli çalıştığım koleksiyonerlerim hiç boş bırakmıyor beni. Sergi açmak değil de, atölyemde sergilerimi sürekli hale getirmek istiyorum aslında. Hem resim, hem heykel bir arada olsun. Burada güzel küçük partiler verelim. Onun dışında da dileyen herkes gelip burayı ziyaret etsin istiyorum. Mutfağı görsünler. Biraz sohbet olsun. Çimlere uzansınlar ne bileyim keyif yapsınlar. Tabii önden bir telefon açarlarsa iyi olur.

Heykel denildiğinde ilk akla gelen klasik anlamda çamurdan yapılan sanat eserleri oluyor. Ama sen bambaşka bir şey yapıyorsun. Çok metalik... Neden böyle bir yol seçtin?

Heykelin pek çok bölümü vardır. İlk başlangıç çamurdur. Ahşap, metal, taş diye devam eder. Alçı döküm… Bu şekilde branşlara ayrılır. Ben tüm branşları denedim. Taş da oydum. Metal ve ahşap da kullandım. Polyester, seramik, aklınıza ne gelirse… Zaman içinde hangisini daha çok sevdiğine karar veriyorsun. O ince paylaşımı hangi malzemede daha iyi duyuyorsun noktasında metal baskın çıktı. Çok etkin bana göre. Ahşap ve metali de birleştirdiğim oldu. 

Resim eğitimi alıp heykele geçiş yapman ilginç olmuş…

Resim de devam ediyor. Ama heykel bende biraz daha baskın çıktı sanırım. Heykeldeki açılım beni  çok etkiledi. Bir de heykel ‘imkan’ isteyen bir şey. Mekanınız olması gerekiyor. Bu avantajımı kullanıyorum.

YAŞANMIŞLIĞI OLAN METALLERİ SEVİYORUM

Türkiye’de Geri Dönüşüm Sanatı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisin. Nereden geldi ilham? Nasıl karar verdin?

Lisans eğitiminin ardından master döneminde farklı bir şey dikkatimi çekti. Sanata, turizm penceresinden bakmaya başladığım bir dönemdi o... “Gelecekçi” bir düşünce sistemiydi. Özellikle 1945 sonrası sanatında ortaya çıkan heykel açılımı beni etkiledi. Kendi kendini yok eden heykeller, fütürizmdeki hareketli devinimli heykeller… Bunların yıllar sonra bende nasıl açığa çıkacağını bilmiyordum. Ama zaman içinde bu Recycle Art dediğimiz Geri Dönüşüm Sanatını getirdi. Baktım ki metali işlerken daha çok yaşanmışlığı olan metalleri sevmeye başladım. Yıpranmış olanları… Bir eşyamız bozuluyor yenisini alıyoruz hemen. Eskisini atıyoruz… İnanılmaz bir tüketim toplumu haline dönüştük biz. O kadar hızlı tüketiyoruz ki atıklarımıza hiç bakmıyoruz bile. Bu tüketim toplumunu artık göz önüne sermek gerekiyordu. Ben bunu sanatımla yapıyorum.

Bu aynı zamanda ‘çevreci’ bir sanat öyle değil mi?

Doğa aşığıyım. Denizlerin kirlenmesi, mavi yolculuk koylarının rant uğruna talan edilmesi bana acı veriyor. Bu konudaki duruşumu ilk kez İnaf Gari filmiyle geniş kitlelere duyurma fırsatı buldum. F film aşamasında atıklardan heykel yaptık. Bir farkındalık çalışmasıydı ve benim için çok önemliydi. Bu anlamda ‘çevreci’ duyarlılığım sanatıma da yansımaya devam ediyor. Şu anda Turgutreis D-Marin’de sergilenen eserlerim var. Denizden çıkan atıklarla yapılmış balık heykelleri… Ve tabii ki Cevat Şakir’in üç tonluk büstü. Onu da atık malzemelerden yaptım. Yaptığım en büyük ve gösterişli heykellerden biri olduğunu söyleyebilirim.

Metal, doğası gereği insana soğuk geliyor… Ama sen onları bambaşka bir şekle sokuyorsun. Ve bir anda duygusu oluyor.

Benim heykellerimde kullandığım her objenin bir hikayesi, bir yaşanmışlığı var. Biz eskittik o parçaları. Onlara bir anlam yükledik. O hikayelerin peşinden gitmek aslında bizim nasıl bir insan olarak yaşamak istediğimizi de belirliyor. Siz hangi roldesiniz? Nereye gitmek istiyorsunuz, nasıl bir insan olmak istiyorsunuz? Ne görmek istiyorsunuz? Bakış açısı.

Nereden ilham alıyorsun?

Bu yaşanmışlıkla ilgili. Neler yaşıyorsan, nasıl rüyalar görüyorsan onları yansıtırsın sanatına. Ve hatta hayatına… Yaşamak, anı biriktirmektir. Geleceğimiz için. Konuşmak için. Kendimizi ifade edebilmek için anılarımızı biriktiriyoruz. Onların toplamı sizin derinliğiniz, sanatınız. Yaşamda oluşturduğunuz kişi. İstersen bunlarla birilerini eğitirsin, istersen kendi başına yaşarsın. Kitabını yazarsın veya bir balıkçı olursun. Ya gider bir gökdelende yaşarsın, ya da gelir Bodrum’da bir köye yerleşir heykellerini yaparsın. Bilemem.   

RIFAT FISHING TRIP MACERASI…

Örneğin balık benim tutkumdur. Deniz de öyle. Biz eşimle 2001 yılında ufak bir sandal alıp balığa çıkardık. Sonra turistleri balığa çıkarmaya başladık. Yakala-bırak olayını ilk kez bir turistte görmüştüm. Çok güzel bir açılım yakaladı bende bu… İşi biraz büyüttük ve daha büyük bir tekne aldık. 9 metrelik bir ahşap guletti. 10 kişiyle balığa çıkıyorduk. Rıfat Fishing Trip… İnsanlar yiyebileceği kadar balık tutuyordu. Kaptanın atölyesinde kahve ikramı ve sohbet. Bir sanat ortamı oluştu. Resimler, heykeller var teknede. Yurt dışında kapılar açıldı bu vesileyle bize. Arkadaşlarımız oldu, bağlantılar kuruldu. Sergiler oldu yurt dışında zamanla. Bir çok ülkeye gittim sergiler yaptım, oralarda balığa çıktım. Balık ortak bir ‘dil’ oldu bizim için. İlham nereden geliyor diye soruyorsun ya… İşte bu ve bunun gibi yaşanmışlıklardan.

Atölyene ünlü isimler geliyor mu?

Tabii ki. En son Tolga Zengin gelmişti. 4 metre kanat açıklığı olan kartal heykelini satın aldı. Evinde şu anda.

Heykellerin için gerekli olan malzemeleri bulma konusunda sıkıntı yaşıyor musun?

Hayır. Bir sürü tamirci var Bodrum’da! İnsanlar o kadar çok şey atıyor ki… Onlar benim için kullanılabilir malzemeler. “Heykel yaparsın” diye gönderiyorlar bana… Bir ATV göndermişler mesela… Çalışır vaziyette. Onun için henüz kıyamadım. Öylece duruyor bahçede. Kullanılır elbette… 

BİLGİNİN GÖLGESİ… MUHTEŞEM MATEMATİK, İNANILMAZ BİR GÖRSELLİK

Buradaki heykeller hem sanat eseri hem de bir ‘mucit’in buluşları gibi… Kimi işlevsel, kimi devinimli… Bu da senin bir bilim insanı olabileceğin şüphesi uyandırıyor bende (Gülüyoruz)

Matematik, fizik, kimya olmadan heykel yapamazsınız. Matematik hayatın temelinde var olan bir şey. O denklemi kafanızda çözemezseniz, kurguyu yapamazsınız. Fizik mecburen işin içinde. Kimya da öyle.. Metalleri farklı asitlerle yıkayıp hazırlıyorsunuz, eskitiyorsunuz, paslandırıyorsunuz. Bir çok şey devreye giriyor. Örneğin son eserim, gerçek anlamda bilimden yararlandığım bir heykeldi. Bursa’da sergileniyor şu anda.

Nedir o?

TOFAŞ için yaptığım bir araba… Heykele baktığınızda araba dışında bir şey görmüyorsunuz. Kuvvetli bir ışıkta gölgesi, oğlumun portresini oluşturuyor. Atık parçaları kullanarak üç haftada tamamladığım heykele 'Bilgi'nin Gölgesi' adını verdim. Şu an Tofaş Akademi'de sergileniyor. Soyut mühendislik verilerinin somut teknolojiye dönüşüm öyküsünü canlandıran bir eser. Eserin önünde durduğu duvara yakın kısmında, metalden yapılan bir çocuk figürü var. Otomobilin içinden yansıtılan ışık bu figüre vurduğunda duvara 'bir bedende iki çocuk' silueti yansıyor. Biri geçmişten ilham almak için gerideki harf ve sayı silüetlerine, diğeri de geleceği inşa etmek için ilerideki güneşe bakıyor.  

Eserlerine isim verir misin?

Bazılarına… Özel bir kahramanlık falan yapmışsa…

Heykel ön planda olsa da resim de devam ediyor değil mi? Resimde tarzın nedir?

Tabii ki. Genellikle figür ağırlıklı çalışıyorum. Çağdaş, figüratif, dışavurumcu diyebiliriz tarzım için.

Genelde kadın yüzleri var tablolarında… Özel bir yüz mü?

Hayır. Kafamda oluşan bir imge… 2015 yılında bir dizi resim çıkardım. Kadının Gözünden Geri Dönüşüm… Dört yerde eş zamanlı sergiler oldu. İstanbul, Ankara, Bursa ve Mersin… Her birinde büyük resimlerle performanslar yaptım. Bu kadınlar o dönemden…

Resim atölyende bir jakuzi var, farkındasın değil mi?

Keyfime düşkünümdür.

SANATTA İŞLEVSELLİK, SANATIN DEĞERİNİ DÜŞÜRMEZ

Biraz da sanattan ve sanatçılardan konuşalım. Sanatçıların halka biraz ‘uzak’ durduğu fikri yaygındır. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Sanat insanla iletişim kurabilmeli. Herkesin anlayabileceği bir dil olmalı. Örneğin kendi adıma “heykele dokunulmaz” şeklinde bir kural tanımam ben! Sanatta işlevsellik, sanatın değerini düşürmez. Benim bakış açım bu. Tam tersine insanlarla iletişim kurmasını sağlar. Bazı heykellerin sürekli kullanım  alanı olan bir yerde durması çok hoştur bana göre. Bu anlamda sanat camiası tarafından eleştirildiğim de olmuştur.Sanatı ayağa mı düşürüyorsun, sanatı ucuzlatıyorsun diyenler çıkıyor zaman zaman. Halbuki, yaptığın işin kalitesini sen belirliyorsun felsefenle… Birilerinin dokunmasıyla sanatın düşecekse hiç yapma. O zaman paslı metallerden yapmayalım.Kromdan, gümüşten ya da altından yapalım daha değerli olsun! Böyle bir mantık olabilir mi?

Yaşamak için neden Bodrum’u seçtin?

İstanbul’da yaşıyordum ben. 1999 depreminden sonra geldim Bodrum’a. Psikolojimizi çok etkiledi o deprem. Caddebostan’da 5’inci katta oturuyordum. Biraz da aklımızda vardı aslında Bodrum… Hep bir ‘köye gitmek’ düşüncesi. Biraz gemileri yakmak lazım bu tür şeylerde. Karar verdiğimizin üçüncü gününde eşyalarımızı kamyona yüklemiştik. Hayat budur bana göre. “Emekli olacağım, bir sahil kasabasına yerleşeceğim, balık tutup torunlarımı seveceğim” hayali vardır ya… Ona karşıyım ben. Niye sıkıştırıyorsunuz bu özlemi buraya? Madem bir özlemse bu, şimdiden yap. Ben yaptım. Tercih ettim ve uyguladım. Bir emekli gibi geri çekilmedim. Üretimimi artırdım. Daha çok çalışıyorum, daha çok okuyorum.

ADRENALİN TUTKUNUYUM

Hayat nasıl geçiyor?

Eşim Kıymet ve oğlum Boran’la birlikte evimde çok huzurluyum ve mutluyum. Bir de kedimiz Zeytin var tabii… Bahçemi seviyorum. Bitkileri seviyorum. Ben kendi meyvemi yetiştiriyorum. Müthiş bir emek, heyecan, güç… Yetiştirmek, üretmek. İnanılmaz bir şey. Bunun dışında film beni besler. Çok film izlerim. Oğlum çok iyi bir basketbolcu. Eşim grafik sanatçısı. Birlikte güzel ve keyifli bir hayatı paylaşıyoruz burada.

Çok sakin, dingin ve huzurlu bir hayatın var gibi…

Dingin göründüğümü biliyorum. Ama çok çılgın bir yapım vardır benim. Adrenalini çok seviyorum örneğin. Oğlum ve eşimle paylaştığım anlar bunlar. Bugüne kadar akla hayale gelmeyecek şeyler de yaptım. Alplerde, üzerimde sadece bir şortla kayak yapmak gibi! Yaz kış suya giren bir adamım ben. Denizden çok korkardım. Ama dalgıç oldum! Çünkü aşağıda olanları merak ediyordum. Serbest dalışı çok seviyorum artık. Zürih gölüne eksi 3 derece havada atladım. Aynı zamanda motorcuyum ben. Chopper kullanırım.

İçinde kalan bir şey var mı? ‘Mutlaka yapmalıyım’ dediğin bir şey…

Hala dünyada görmek istediğim birçok yer var. Tibet’e gitmek isterim mesela. Japonya’ya… Uç noktalardaki hayatları görmek isterim.

Mutlu musun?

Mutluyum tabii ki. Mutsuz insanlar giderek çoğalıyor. Çünkü hep istedikleri, talep ettikleri bir şeyler var. Mutlu olmanın yönteminin bu olmadığını anlatmaya çalışıyorum ben insanlara… En çok da oğluma… Bana göre canın istediği zaman denize gitmek bir mutluluktur. Dalından bir sebze koparıp yemek. Gelecek çok önemli. Bizden sonraki kuşaklara ayak izleri bırakabilmek… Benim en büyük derdim bu. Nasıl ‘daha iyi bir baba’ olurum? Bunu sorguluyorum oğlum doğduğu günden beri… Daha iyi ve mutlu bir insan nasıl yetiştirebilirim noktasındayım. 

Röportaj: Selda Öztürk

RIFAT KOÇAK KİMDİR?

Rıfat Koçak’la sohbet etmek büyük bir keyif. Böyle bir söyleşide sanatçının inanılmaz background’unu kelimelere dökmek biraz zor oluyor doğrusu. O nedenle, söyleşinin sonuna bir özgeçmiş eklemek zaruri oldu benim için… Dolu dolu bir sanat yaşamı, daha da nice başarılara gebe… Kendisine yürekten başarılar diliyorum. İşte Rıfat Koçak’ın özgeçmişi ve açtığı sergiler;

(1971, Tokat)

Rıfat Koçak,1971 yılında Tokat’da doğdu. 1992’de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 1995 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde Yüksek lisans eğitimini tamamladı. İlk kişisel sergisini 1993’te gerçekleştirdi. “ Kabus ve Korkular”, “Ayin”, “Helezonik Düşler”, “Atölyelerim”, “Balıkların Gecesi”, “Yokuş Aşağı”, “Tren Yolları” gibi dizi resimler yaptı. Çalışmalarını Bodrum Kızılağaç’daki atölyesinde sürdüren sanatçının, yurtiçi ve yurtdışı birçok koleksiyonda resimleri bulunmaktadır.

KİŞİSEL SERGİLER

1993 Maltepe Sanat Galerisi / İstanbul (Kabus ve Korkular)

1994 Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi (2’li Sergi “Ayin” dizisinden)

1995 Turkuaz Sanat Galerisi / Antalya (Balıkların Gecesi)

1998 Galeri Anka / Ankara (Yokuş Aşağı)

1998 İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sanat Galerisi / İstanbul (Tren Yolları)

2000 Galeri Sera / Ankara (Kamera ve Kadın)

2000 Kadıköy Kültür ve Sanat Merkezi / İstanbul (3’lü Sergi)

2000 Girgin Piyano ve Sanat Galerisi / İstanbul

2001 Başak Sigorta Sanat Galerisi / İzmir

2001 Halikarnassos Kültür Merkezi / Bodrum

2002 Epsilon Sanat Galerisi / Bodrum

2002 Gallery W.G. Kunst / Amsterdam – Hollanda

2002 Girgin Piyano ve Sanat Galerisi / İstanbul

2003 Ares Sanat Evi / İstanbul

2003 Hadigari / Bodrum (2’li Sergi)

2003 Adana Devlet Güzel Sanatlar Galerisi / Adana

2003 Çanakkale Sanat Evi / Çanakkale

2004 Jazz Now Sanat Galerisi / Bodrum

2004 Girgin Piyano ve Sanat Galerisi / İstanbul

2004 Lütfi Kırdar Uluslar arası Sanat Fuarı / İstanbul

2005 Belgi Sanat Galerisi / İstanbul

2005 Midilli Ticaret ve Sanayi Odası Sanat Galerisi / Yunanistan

2006 Halikarnasos Kültür Merkezi/ Bodrum

2006-2007 Karia Princess Hotel / Bodrum (3’lü Sergi)

2007 Osmanlı Tersanesi-Rifart Show Heykel-Tasarım sergisi

2007 Bodrum Milta Marina Osmanlı Tersanesi / Bodrum

2007 TÜYAP Sanat Fuarı (3'lü Sergi) / İstanbul

2008 Beyaz Sanat Galerisi / Ankara

2009 The Brick Lane Gallery / Londra

2009 Ördekli Kültür Merkezi / Bursa

2010 Ördekli Kültür Merkezi / Bursa

KARMA SERGİLER

1989 8. ve 9. Uluslar arası Kartal Kültür ve Sanat Festivali / İstanbul

1991 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Genç Yetenekler Sergisi / İstanbul

1992 Alarko Rotary Club / İstanbul

1992 Kadıköy Seven Sanat Galerisi / İstanbul

1993 Mecidiyeköy Fuar Merkezi Lions Club / İstanbul

1995-96-97 Maltepe Sanat Galerisi / İstanbul

1997 Evin Sanat Galerisi / İstanbul

1998 Gül Mine Sanat Galerisi / İstanbul

1998 Balıkesir Çakınberk Sanat Galerisi / Balıkkesir

1998 Neyran Sanat Galerisi / İstanbul

1999 Anka Sanat Galerisi / Ankara

2000-2001 Girgin Piyano ve Sanat Galerisi / İstanbul

2003 Edelsmetenschool Chrismas Art Market Group Exhibition / Amsterdam

2003 Gebouw De Gouden Leeuw, Amsterdam South-East Group Exh. / Amsterdam

2006 4th Ealing Open exhibition at PM Gallery London UK. / Londra

2006 Galeri X / İstanbul

2007 Safran Sanat Galerisi / Bodrum

2008 Trança Sanat Galerisi / Bodrum

2009 Bindallı Sanat Galerisi / İstanbul

2009 Bodrum Halikarnassos Kültür Merkezi / Bodrum

2010 İdart Sanat Galerisi / Bodrum

Haber Yorum

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.