BODRUM'UN EN NEŞELİ MARKASINI O YARATTI... MUSTO İLE BİR PABLO MASALI

Habere Oy Verin:

Türkiye'de bu işi üç firma yapıyor ve bunlardan biri de Bodrum'da!.. Musto'nun Pablo'su bir Bodrum masalıdır, keyifle okuyunuz...

Bu bir ‘girişimcilik’ öyküsü… Bodrumlu genç bir iş adamının bir ‘masal’ın peşine takılıp hiç yoktan var ettiği bir lezzetin hikayesi… İlk duyduğumda “Ne keyifli bir fikir, ne büyük cesaret!” diyerek gönülden alkışlamıştım kendisini… Mustafa Yavaş’tan söz ediyorum size… Bodrumlu bir gastronomi üstadı, bir gün Ferrari’sini satan bilge hesabı, işlettiği muhteşem restoranı birilerine devrediyor ve kendini craft bira üretirken buluyor! Craft hususuna bira severler hakimdir ama diğerleri için bunun ‘el sanatı’ anlamına geldiğini not düşeyim hemen… Bizzat deneyimledim. Ülkemizde bu sektöre dair haberlerin katı bir “kontrol mekanizması” olduğundan, bu deneyimimi sizlerle paylaşmayacağım. Merak eden ‘reşit’ bireyler, Konacık’taki üretim yerine ve hatta mahallesindeki bakkala, markete gidip alabilir. Geri kalanını Mustafa Yavaş’tan dinleyeceğiz zaten… 
“Pablo” bir Bodrum markası…  #bodrumbirasi diye yazın instagrama, hemen önünüze binlerce coşkulu paylaşım düşecektir!.. Müthiş bir girişim hikayesi bu. Çünkü Türkiye’de bu işi yapan üç kişiden biri bizim Bodrumlu genç işadamı! Hayalinin peşinden giden, bundan inanılmaz derecede keyif alan ve büyük büyük hedefleri olmayan mütevazı bir adam… Ama ufukta ‘başarı’ var, en parlağından! İşte size en lezzetli Bodrum markalarından birini yaratan Mustafa Yavaş’ın hikayesi…

Bodrum’u çok başka bir sektörde ‘marka’ yapmayı başardınız… Nasıl bir duygu? 
Süper. Bu bir Bodrum markası ve Bodrum birası. Benim için çok gurur verici bir şey. Çünkü Bodrum’da bira yapmak çok neşeli. Yaptığım işi seviyorum. 

Adı neden Pablo? 
Pablo bir köpeğin adı. Benim köpeğim ama aslında bir sokak köpeği. Bodrum da biliyorsunuz sokak köpekleriyle meşhurdur. Özellikle kış aylarında onlarsız düşünemeyiz biz Bodrum’u… Pablo da bu anlamda çok karakteristik bir köpek. İnsan ruhlu biraz. Çok seviyorum O’nu. Dolayısıyla O’nun adını vermek istedim. Bu yakıştı bize göre. 

Şu an logodan bize bakan kendisi herhalde?

Evet. 

Bu arada bu etiketleri, logoları da siz mi tasarlıyorsunuz burada?

O konuda bir ustadan yardım alıyoruz. Serdar Benli yapıyor bizim etiketlerimizi. Şimdi yeni bir tasarım üzerinde çalışıyor. Bir de masal yazdı bizim için…

O müthiş masalı bir okur musun lütfen?

Masal bu ya, yıllar yıllar önce Halikarnaslı delikanlıya olan aşkını bir arpa başağıyla ifade etmek isteyen Sümerli kadın, her gün yaptığı ekmek yerine bu kez ruhunun mayasını suya yatırır. O gün köpürmeye başlayan aşklarının tazeliği hala bu şişede… 

Var mı gerçekten böyle bir efsane?

Hayır tabii ki. Bizim masalımız bu… Ama bir çok kişi bunu soruyor. Yapmak istediğimiz şey bir Bodrum markası yaratabilmekti. Bodrum masalı yazıldı etiketlerimizin üzerine. Serdar Benli’den… Güzel bir masal oldu. Rüya gibi durdu... 

Dünyanın belki de en zor sektörüne girmiş bulunuyorsun, kutluyorum. Reklam yasak, tanıtım yasak! Zor olmuyor mu?

Tabii ki zor bir sektör. Ama çok severek yapıyoruz biz işimizi. Bizim sektörümüzde en güzeli fısıltı gazetesidir. İnsanlar deneyimlerini paylaşıyor ve farkımız ortaya çıkıyor. Butik üretimde, lezzetinizle farklılığınızı ortaya çıkarabiliyorsanız başarılı olursunuz. Biz bunu bilerek çıktık yola. Klasik bir ürün üretmiyoruz. Dolayısıyla reklama da ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü klasik, büyük üretim yapan firmalardan farklı bir kulvardayız. 

Nereden çıktı bu sektöre girme fikri? 

Bodrum Türkiye’nin en çağdaş yerlerinden biri. Eğlence ve gıda sektörünün merkezi bana göre. Bizim ülkemizde içecek kültürü çok değişkenlik göstermez. Rakı balık kültürüne aşinayızdır daha çok... Ama bira dünyada üretimi hızla yaygınlaşan, her geçen yıl daha fazla üretilen ve tercih edilen farklı bir içecek türü. Özellikle craft yani butik üretim parlayan bir sektör. Türkiye’de de tercih ediliyor ama üretilmiyor. Bu düşünceden yola çıktık. 

Craft tam olarak nedir?

El yapımı anlamına geliyor. El sanatı, el becerisi demek. İçinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan ürün anlamına geliyor. Sadece arpa maltı, şerbetçi otu, maya ve su kullanılır. Prensip olarak biranın saflığını bozan şeker, pirinç, mısır şurubu, glikoz gibi diğer katkı maddeleri içermez. Pastorize edilmez, filtrelenmez. Doğal içecek diyebiliriz kısacası.

Ürün gamından söz eder misin? Kaç çeşit üretim yapıyorsunuz burada? 

Şu anda iki çeşit üretim yapıyoruz. Kış için yeni iki türümüz daha var, üzerinde çalıştığımız. Ama sürpriz olacak. Şimdi Pablo Pilsener ve Pablo İpa adında iki ürünümüz var. Pilsener Çek tipi İndian Pale de tipik bir Amerikan birasıdır. İpa’da daha tropikal tatlar kullanılır. Aromatik bir üründür. Kullanılan şerbetçi otunun karakteriyle ilgili bir durum. 

Ne kadar oldu üretime başlayalı?

Beş aydır piyasadayız. 1.5 sene önce üretim tesisimizi kurmaya başladık. Uzun süren bir proses bu.  Türkiye’de sıkı denetimleri var bu sektörün. Dolayısıyla zorlu bir yolculuktu. Ama şu anda üretimimiz devam ediyor.

Sadece Bodrum’da mı satılıyor?

Bodrum’da pek çok noktadayız. Çeşme, İstanbul ve İzmir’de Türkiye’nin bilinen noktalarındayız. Marketler, popüler gece kulüpleri, restoranlarda varız. Beş aylık sürece göre beklentimizin üzerinde bir gelişme gösterdik bu anlamda. Güneydoğu’dan bile talep var. Biz bile şaşırıyoruz bazen. 

Marketlerde var mısınız?

Henüz değil ama kısa zamanda birkaç tanesinde olacağız. 

Türkiye’de butik üretim yapan sizden başka firma var mı?

Muğla’da da var bir butik üretici. Bir tane de Alanya’da var. Yeni yeni bu işe girmek isteyenler olduğunu duyuyoruz. İzmir’de bir şirket kuruluyor bildiğim kadarıyla. 

Üretim hacminiz nedir?

Yıllık 200-250 bin litre arasında bir üretim hacmimiz var. Klasik markaların bir günlük üretim hacmi bile değil.  

Butik demek pahalı demek mi?

Aslında hayır. Çok az bir fark var. Ucuz olmasın zaten. Ucuz ürün, ucuz hammadde demektir. 

BODRUM’UN SUYU… BODRUM’UN MARKASI

Üretimde kullanılan hammaddeleri nereden tedarik ediyorsunuz?

Kullanılan hammaddenin kalitesi, ürünün kalitesini de belirliyor bizim sektörümüzde. Örneğin arpa ülkemizde üretiliyor ama kalitesi çok önemli. Bütün şerbetçi otlarını Amerika’dan getirtiyoruz. Maltlarımızın tümü de Almanya’dan getiriliyor. Dünyanın en iyileri buralarda çünkü. Kendi mayamızı üretiyoruz. Ve tabii ki Bodrum’un içme suyunu kullanıyoruz. Bu ürünün en temel hammaddesi sudur. Onun için Bodrum birası diyoruz buna. 

Kaç kişi çalışıyor Pablo’da? 

Üretim tesisimizde toplam 8 kişiyiz.  Cem Güney bizim beermaster’ımız -bira ustası- Birlikte düşünüyoruz her şeyi. Çalıştığımız bir de üniversite laboratuarı var. Şimdilik bu kadarız.

Bu arada Cem Güney dev gibi tankların başında tıpkı bir laboratuar teknisyeni inceliğinde çalışmaya devam ediyor. İngiltere’de bu işin eğitimini almış bir usta kendisi. Bir yandan da bize işin inceliklerini anlatıyor. Her bir lezzetin, 15-20 günlük bir işlemin ardından bardağa düştüğünü öğreniyorum Cem Güney ve Mustafa Yavaş’tan… Nasıl da ince bir işmiş diye hayrete düşüyorum. 

Hedef koydunuz mu önünüze?

Hedef tabii ki büyümek. Markamızı tüm ülkede ve dünyada tanınır hale getirmek. Milyon milyon litre üretim yaparak bu hale gelmek değil ama…  Mikro bir işletme olarak kalırsak, mevcut kaliteyi koruyabileceğimize inanıyoruz biz. Bilinen ve aranan bir marka olmak tabii ki hedefimiz.

Türkiye’de iki üç rakip firmasınız. Dünyada ciddi rakipleriniz var mı peki?

Tabii ki var. Craft, dünyada çok hızlı gelişen bir sektör. ABD’de her ay bin 500 tane üretim yapan yer açılıyor. Sadece Yunanistan’da bir sene içinde 40 üretici firma başladı bu işe. Hala da devam ediyorlar. Çok gelişen bir sektör. Ama bir o kadar da eskiye dayanır tarihi… Bira Sümerlerle ortaya çıkan bir içecektir. Bu bilgiyi de sizinle paylaşmış olayım. 

İhracat var mı hedefler arasında?

Çin ve Amerika’dan talep var. Almanya ile de görüşme halindeyiz. Talep var ama biz butik bir işletme olduğumuz için şu ana kadar böyle bir şeye girmedik. İleride belki…

Gelelim Bodrum’a… Bodrum turizmcisinden, esnaftan yeterli desteği görüyor musunuz marka olarak?

Sağ olsunlar bir çoğu destek oluyor. Halkından da çok destek görüyoruz. Bir Bodrum markası olduğu için bunu tercih edenler var.  Çok beğenen bir kitle var. Bodrum’un en popüler mekanlarındayız. 

Turistik bir iş olabilir mi bu?

Olur ama yasalarımız biraz katı. Kanunlar çerçevesinde turizmle birleştirilebilecek bir iş bu. Tur yapmak isteyen firmalar oldu mesela. Gastronomik turlar kapsamında bir ‘nokta’ olmamızı talep ettiler. Ama biz henüz çok yeniyiz. Araştırıp düşünebiliriz önümüzdeki sezon için.

BU İŞ SEVGİ İŞİ… YEMEK PİŞİRMEK GİBİ…

Bu işi yaparak inanılmaz zengin olabileceğini düşünüyor musun mesela? Ya da çılgın hayallerin var mı?

Yok öyle hayaller. Tabii ki hiç belli olmaz. Bu iş sevgi işi bana göre. Yemek gibi. Pişiriyorsunuz, üretiyorsunuz. Kocaman kaşıklarla saatlerce karıştırarak kaynatıyoruz. Ön pişirme yapıp, sonra fermantasyon tanklarına alıyoruz. Her sabah gelişimini takip ediyoruz. Bu işin her aşamasından keyif alıyorum ben. İş olarak görmüyorum dolayısıyla. Tamamen sevgiyle dönen bir şey. 

Pablo’dan öncesi Mustafa Yavaş için ne ifade ediyor peki?

Ben 20 sene boyunca gastronomi sektöründeydim. Amcamla birlikte Sünger Pizza’yı işlettik uzun yıllar. O bir aile işletmesiydi. Sonra Musto’yu açtım. Tabii ara ara yurt dışı seyahatlerim oldu. Vizyon edinmek, işimi geliştirmek adına gittim. 

Mesela nerelere gittin? 

Mesela İspanya Tossa Del Mar  ve Bask bölgelerinde bulundum bir süre. Sonra New York’ta çalıştım. Biraz İtalya… 

Musto, Bodrum’un en popüler mekanlarından biri oldu. Özlemiyor musun?

Çok yoruldum sanırım. Özlemiyorum. 

Musto lakabın mıydı bu arada?

Evet. Biz Giritliyiz. Giritli mahallesinde büyüdüm ben. Bizimkiler Musto der. Türk arkadaşlarım da Musti derdi. 

Boş zamanlarında neler yaparsın?

Yelken yapıyorum. Bodrum Cup’ta da yarışacağız bu sene. Daha önce de katıldım. Kış trofesinde yarıştığımız tekne derece almıştı. Tirhandil Cup’ta dayılarımla birlikte yarıştım. İlk kez geçen yıl olmuştu. Bu sene tekrar yapılacak. Takipteyiz. Deniz bizim en büyük eğlencemiz. Deniz insanlarıyız. Bunun dışında da farklı sporlar yaptım tabii. Motokros yaptım. Triatlon. Ama iki üç sene önce ayağımı kırdım. Spor bitti. 

Peki seyahatlere devam mı?

Seyahat ediyorum. İş amaçlı ama… Enternasyonal bir iş bu yaptığımız. Dünyada periyodik olarak fuarlar düzenleniyor bizim işimizle ilgili. Onları takip ediyoruz. Festivallere katılıyoruz. Olabildiğince katılmalıyız ki dünyadaki gelişimi görmeliyiz. İş seyahati dolayısıyla. Ama tabii eğlenceli. İşin doğası bu. En son Almanya’da bir fuara katıldım. 

Bodrum’da da bir October Fest olur mu ki sayenizde?

Neden olmasın? Birkaç işletmeciyle konuştuk. Böyle bir organizasyon mümkün olabilir. October Fest’in bir ayağı Bodrum’da yapılabilir. Düşünüyoruz.  

O zaman sabırsızlıkla bekliyoruz… 

Röportaj: Selda Öztürk
 

Haber Yorum

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.